DEVLET - AHLAK VE İŞGAL SENARYOLARI
DEVLET - AHLAK VE İŞGAL SENARYOLARI
Düşünce tarihinde, devlet ve ahlakı yan yana getirip onları uzlaştırma çabalarına rastlandığı gibi, aralarındaki uzlaşmaz karşıtlıktan dolayı onların bir arada anılamayacağını ileri süren görüşlere de rastlanır. Devlet ve ahlakın bir arada olamayacağını söylemek, devletin ahlaklı olamayacağını söylemektir aynı zamanda.
Patristik felsefenin en önemli düşünürü olarak anılan Augustinus, (354-430) “Tanrı devleti” ile “Yeryüzü devleti” ayırımı yaparak aralarına kesin sınırlar koyar. Augustinus, gelecekteki Tanrı ülkesinin bütün vatandaşlarından oluşacak olan Tanrı devletini olumlarken, şeytana ve kötüye boyun eğmiş olan yeryüzü devletini ve onun kapsamı içinde yaşamayı kabul edenleri de eleştiriyordu. Her ne kadar teolojik bir anlayıştan hareket etse de, devletin ahlaklı yaşamaya engel olduğu ve devletin ahlaklı olamayacağı vurgusu önemlidir burada.
Augustinus’tan yaklaşık bin yıl sonra ve ondan çok farklı bir pencereden bakan Machıavelli de, devletin ahlaksızlığına vurgu yapıyordu. Machıavelli, Augustinus’tan farklı olarak devleti savunuyordu ve güçlü bir devletin gerekliliğine işaret ediyordu. Güçlü bir iktidar için, yalan, hile, baskı ve her türlü ahlaksızlığa başvurulabileceğini ileri süren Machıavelli, devletin gizlenen gerçek niteliğini de ortaya koyuyordu böylece.
Devletin sınıf karakteri üzerinde duran Marks da, gerçek özgürlüğün devletin ortadan kalkmasıyla olanaklı olabileceğini, sınıf(lar)a dayalı karakterinden dolayı devletin eşitlikçi, dolayısıyla da ahlaklı olamayacağını düşünüyordu. Farklı zamanlarda, farklı gerekçelerle ve farklı anlayışlarla( Dinsel-Burjuva-Sosyalist) dile getirilmiş üç görüşün ortak yanı, devletin ahlaksızlığı üzerine yoğunlaşmalarıdır.
Devletin ortaya çıkışı, gelişimi ve günümüzde de mevcut olan farklılıkları hesaba katıldığında, bütün devletlerin aynı oranda ahlaksız olduğunu söyleyemeyiz. Kimi biraz ahlaksız, kimi epey ahlaksız kimisi de tamamıyla ahlaksızdır. İnsana bakışları ve verdikleri değer, devletlerin ahlak oranını belirler.
Yalan söylemek bir ahlaksızlık olduğu gibi, insanı baskı altına alma, sömürme ve yok etme de bir ahlaksızlıktır. Bu iki ahlaksızlık arasındaki fark, demokratik devlet ile otoriter devlet arasındaki farka benzer. Günümüzde, inkara, baskıya ve katliamlara maruz kalan halkların, yalan söylemek gibi görece masum bir ahlaksızlığa (demokratik devlet) razı olmaları, hatta onu özlemeleri, her yönüyle ahlaksız olan devletlerin baskılarına maruz kalmalarındandır.
İnsana verilen/verilmeyen değer kriter alındığında, en ahlaksız devlet kategorisinde yer alacak ülkelerden biri de Türkiye Cumhuriyetidir kuşkusuz. Kürd halkının insanca yaşama talebini, her türlü baskıya başvurarak engellemeye çalışan T.C, yeni ve açık bir ahlaksızlık örneği göstererek Güney Kürdistan’a girme hesabı yapıyor. Beyin yıkama kampanyalarının sürdüğü Türkiye’de, dincisi, liberali ve sosyalisti de bu ahlaksızlığın bir parçası olmakta sakınca görmüyor. Tuhaf olan, Kürdler söz konusu olduğunda bu insanların, dünya görüşlerinden, inançlarından ve ahlaklarından feragat etmeye hazır olmalarıdır. Yaşanan çirkinlikler, biçimce insan olmanın çok kolay, gerçekte insan olmanın (ahlaklı) ise çok zor olduğunu bir kez daha gösterdi.
İşgal senaryosu ve tehditlere karşı Kürdistan parlamentosu ve Barzani’nin tavrı, her zamanki gibi, uzlaşmayı ve yapıcılığı dıştalamayan bir kararlılığı içeriyor. Güney halkının gösterdiği demokratik tepki ve dayanışma da, Kuzey Kürdlerine örnek teşkil edecek düzeydedir.
Kuzey Kürdleri, Lübnan, Filistin ve birilerinin kaşıntıları için sokağa çıkmayı öğrenmişken, Güney’e saldırı tehdidine karşı tepki göstermeyi öğrenememiş anlaşılan. Ülkesinin her hangi bir parçasına yönelik tehdit karşısında halkın tepki göstermesi onun doğal halidir. Zaten sorun da, halkın doğal halinden uzaklaştırılmış olmasıdır. Halkın doğal tepkilerini körelterek onu başka yerlerde tepki vermek için yönlendirenler, yanlış eğitim, yanlış bilinçlendirme ve halkı kandırma fillerinden dolayı ahlaksızlık cephesinde anılmayı hak ediyorlar.
Kemalistlerin mutlak ahlaksızlığına bulaşmadığı düşünülen ve bu nedenle de halkın desteğini alan AKP, tezkere kararıyla kısmi akıl tutulmasına yakalanmış durumda. Bundan sonra atacağı adımlar, AKP’nin tam bir akıl tutulmasına, dolayısıyla mutlak bir ahlaksızlığa doğru yol alıp almayacağını da gösterecek.
Karmaşık olaylarda farklı düşünceler, yorumlar ve hangi tarafta yer alınacağı konusunda yaşanan ikilemler doğaldır. Ancak bazı olaylar o kadar açıktır ki, haklı-haksızı, iyi-kötüyü, doğru- yanlışı görmemek mümkün değil. Her şeyin apaçık ortada olduğu böyle durumlarda nerde yer alacağımızı ahlak anlayışımız belirler. Türkiye’nin tehdit ve işgal senaryolarına karşı çıkmak, ahlaksızlığa karşı çıkmakla; Güney’le dayanışma içinde olmak da, ahlaklı davranmakla eş anlamlıdır.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz