Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | DEVLETİN FAŞİST YÜZÜ VE KÜRDLER

DEVLETİN FAŞİST YÜZÜ VE KÜRDLER

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

DEVLETİN FAŞİST YÜZÜ VE KÜRDLER

Devletlerarası ve devletlerin diğer politik örgütlenmelerle olan ilişkisinde iki farklı biçimden söz edilebilir. Bu ilişki biçimlerinden biri, görünen yandır. Legal alan da diyebileceğimiz bu görünen ilişkilerde, diplomasi ve uluslararası bağlayıcılığı olan antlaşmaların, sözleşmelerin çizdiği sınırlar dışına pek çıkılmaz. Kamuoyu ile paylaşılan bu ilişkilerde, nezaket, karşılıklı saygı, yapıcılık ve iyi niyet göze çarpan özelliklerdir. Tanıma, anlamlandırma ve yorumlama bu görünen yönüyle sınırlı kaldığında, hukuk, demokrasi, insan hakları gibi olumlu özellikleri çağrıştıran bir devlet tasarımı oluşur kafalarda. Devletlerin içinde bulunduğu bir diğer ilişki biçimi ise, illegal olarak tanımlanabilecek olan görülmeyen yandır. Devletin amacını, hedeflerini ve her türlü çirkin ilişkilerini barındıran bu alanda olup bitenleri kavramadan devlete dair sağlıklı bir değerlendirme yapmak olanaklı olmaz. Doğru görmek ve doğru tanımlamak/değerlendirmek için, görünenden hareket edip görünmeyene varmak ve mümkün olduğunca fazla bağıntıya ulaşmak gerekiyor.

Bireyselleşememiş, dolayısıyla kutsalları çok olan toplumlarda, devletin kendisi de kutsal bir kurum olarak algılanır. Kutsallık atfedilen kişi veya kurum, kendisini sorgulatmayacak tedbirler alır. Bu tedbirlerin başında ise, sorgulama yeteneği köreltilmiş, algılama alanı dışında kalan ilişkileri göremeyip görünenle yetinen, görünenin bile sadece, kutsalların izin verdiği kadarını algılayabilen ve sürü psikolojisinin egemenliğinde olan güçsüz, güçsüz oldukları oranda da güce tapan kişilikler yaratmaktır. Yaşadığımız coğrafyada egemen olan bu anlayış dikkate alındığında, diktatörlere, militarizme ve baskı rejimlerine olan ilgi şaşırtıcı olmaktan çıkar. Son zamanlarda Türkiye’de yaşananları da bu genel çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

T.C.’nin Kürde bakışında, görünmeyen, bilinmeyen bir sırrı kalmadı son günlerde. Devletin illegal alanına ait olan gerçek Kürd bakışının görünen alana taşınması, inkarcı, ırkçı düşüncenin sokağa taşması ve yönetenlerce teşvik/onay görmesi bir sıkışmışlığın göstergesi olarak görülmelidir. Dönüşüme zorlanan Kemalist rejim, seçim öncesi geliştirdiği stratejisini farklı bir biçim ve yoğunlukta günümüze de taşıdı. Geçmişte PKK’yı bahane ederek Kürd halkına ve değerlerine saldıran T.C, artık gizleme gereği duymadan, bütün Kürdleri ve Kürdlerin kazanımlarını hedef olarak göstermektedir.

Seçim öncesi Ankara’da gerçekleştirilen intihar eylemi ne kadar bulanık ve soru işaretleriyle doluysa, son günlerde yapılan eylemler de aynı oranda bulanık ve kafalarda soru işaretleri bıraktı. Bu eylemleri bahane eden devlet, Güney’deki Kürd yönetimini hedef tahtasına koyarken, içte de Kürdlere karşı faşizan bir tutum içine girdi. Son günlerde, Türkiye’de yaşayan Kürdlerin durumu, Nazilerin (x) işaretiyle belirlediği ve sonra yok ettiği Yahudilerin durumundan pek de farklı değildir.

Teorisini CHP ve diğer Kemalistlerin yaptığı bayrak asma eyleminin tetikçiliğini de MHP yaptı. Bayrak asmayanların belirlenmesi ve hain olarak damgalanması, uygun koşullarda yok edilecekleri düşüncesinin bir parçasıydı. Yaşananların Kürd halkı üzerindeki etkisi sanılandan çok daha fazla oldu. Bu etkinin öfke patlaması yerine ‘ulusal soruna ilgi’ye dönüşmesi ise Kürdler açısından olumlu bir gelişmeydi.

Türkiye’nin, Kürd halkına yönelik öfkesini, Barzani’nin şahsında dışa vurması, Barzani’ye yönelik ağır, haksız, çirkin saldırılarda bulunması, PKK tabanı dahil tüm Kürdlerin Barzani’ye yakınlaşmasını sağladı. Devlet bunu fark etmiş olacak ki, söylemini yumuşatmaya ve başka bir cepheden de birilerini devreye sokma gereği duydu anlaşılan. Tam da, Kürd halkının devlete olan güvenini yitirdiği ve ulusal sorun etrafında bir araya gelmeye başladığı bir ortam oluşmaya başlamışken, birilerinin bu potansiyeli bir kişinin yaşam koşulları etrafında eritmeye çalışması, en az devlet politikaları kadar çirkindi. Karmaşık ilişkilerin yaşandığı ve bilinmezlerin fazla olduğu bir süreçten geçiyoruz. Bilinmezlerin çokluğu, tehlikelere işaret ettiği gibi, özgürleşme yönünde olanaklara da işaret ediyor. Bu bilinmezleri tehlike olmaktan çıkarıp, özgürleşme olanaklarını değerlendirmeye dönüştürebilmek için, apaçık ortada olan bazı gerçekleri, ilişkileri görmemiz gerekiyor. Bu açık gerçeklerin başında, ‘Kemalist devletin, faşist niteliğinden kaynaklı Kürd düşmanlığı ve Kemalizm ile gönül bağı olan yerel politik aktörlerin varlığı’ geliyor.

Sorun, devletin varlık koşulları ile Kürd halkının özgürleşmesi arasındaki uzlaşmaz karşıtlıkta yatıyor. Devletin sorunu, Kürd- Türk sorununa dönüştürme çabalarına alet olmamak lazım. Her ne kadar Türk halkının büyük çoğunluğu devlet politikalarına hizmet etse de, genellemeye gidip, ‘Türkler’ diye soruna yaklaşmak, ırkçı, faşist söyleme ortak olmak anlamına gelir. Soruna insancıl bakan ve devlet politikalarını onaylamayan (az da olsa) Türklerin varlığı, böyle bir genellemenin yanlışlığını ortaya koyuyor zaten.

 Devletin bugünkü Kürd politikası, kaynağını İttihat-Terakki’den alan ve Kemalist cumhuriyetin kuruluş felsefesinde yer alan zihniyetin bir devamıdır. Dönem dönem gizlenen ve yumuşayan, ama Kürdlerin insanca yaşama talepleri gündeme geldiğinde açığa çıkıp saldırganlaşan bu zihniyet, faşizmden başka bir şey değildir. İster biyolojik açıdan olsun ister kültürel, bir halkı kökeninden dolayı ve bir bütün olarak üstün/aşağı görmenin karşıladığı kavram faşizmdir. 1925’te Vakit gazetesinin,’Türk süngüsünün göründüğü yerde, Kürt sorunu yoktur’ yazısı, bu günkü Türk medyasının yaklaşımından hiç de farklı değildir. Aynı şekilde, cumhuriyetin ilk dönemlerinde Tevfik Rüştü’nün (Saraçoğlu), Britanya’lı bir diplomatla yaptığı görüşmede söyledikleri, devletin Kürdlere bakışını net olarak yansıtıyor:

“Kürtlere gelince, onların kültürel düzeyleri o kadar düşük, mantaliteleri o kadar geri ki, genel Türk politikalarının içinde yer alamazlar. Ekonomik açıdan daha ileri ve kültürlü Türklerle rekabet etmeye yeterli olmadıkları için nesilleri tükenecek”

Devletin bu günkü yaklaşımından hiç de farklı olmayan bu anlayış, Yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Kemalizm’in özünü oluşturan bu faşizan anlayış, bazen sert bazen de daha esnek, ama kesintisiz olarak uygulandı Türkiye’de. Birilerinin Kürdler adına, Cumhuriyetin ilk dönemlerine atıfta bulunması, Kemalizm’i olumlaması ve o dönemi bugünkü sorunun çözümüne referans olarak göstermesi, ayrı bir trajedidir Kürdler açısından. Yeni trajediler yaşamamak ve özgürlüğe giden yolda mesafe kat etmek için, toplumda egemen olan kutsallardan kurtulmamız gerekiyor öncelikle.

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
3.00