Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Berzan Botî : Örgüt ve Örgütlenme Üzerine

Berzan Botî : Örgüt ve Örgütlenme Üzerine

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image Bireyliğimiz koruyarak BİRLİK olalım

Sağlıklı bir örgüt/örgütlenmenin çıkış noktası, farklılıkları koruyarak ortak bir amaç için bir araya gelebilmek olmalıdır. İnsan çok yönlü bir varlık olduğu için birden çok da amacı vardır yaşamda. Bu amaç çokluğunun hepsini kapsayacak tek bir örgüt, bireyin bazı özelliklerini baskı altına almak ve yok etmek durumundadır. Birey farklı amaçlarını gerçekleştirmek için farklı insanlarla farklı birliktelikler kurabilmelidir.

 

Kavramlara yüklenen farklı anlamlar nedeniyle, kullandığımız kavrama hangi anlamı yüklediğimizi açıklamak durumunda kalabiliyoruz bazen. Özellikle bazı düşüncelerin ve onlara ait kavramların kötü çağrışımlar yapması, belli olay ve kişilerle özdeşleştirilmesi açıklamayı zorunluluk haline getiriyor. Sosyalizmin Stalin'i, Hiristiyanlığın ortaçağ ve engizisyonu, Yahudiliğin Filistinli çocukların öldürülmesini, milliyetçiliğin ırkçılığı ve Nazi toplama kamplarını, liberalizmin Afrika'da açlıktan ölen çocukları, İslamın Bin Ladin ve benzerlerini, Direnişçiliğin Irak ve Güney Kürdistan'da pazar yerlerinde onlarca masumun katledilmesini çağrıştırması gibi...

Benzer olumsuz uygulamalardan ve uygulayıcılardan yola çıkıp düşünceleri/inançları mahkum etmeye kalkışırsak insanlığın ortak kültüründen/birikiminden/değerlerinden geriye bir şey kalmaz elimizde. Bu nedenle, değer içeren düşünceleri/kavramları erezyona uğratanları eleştirirken değerleri koruma kaygısıyla hareket etmek ve bu amaçla kendi yaklaşımımızı ortaya koymak durumundayız

Yanlış yansıtılan, bu nedenle de yanlış algılanan ve bazı uygulayıcıların da katkısıyla bir çok insanda antipati yaratan kavramlardan biri de, örgüt/örgütlenmedir.Örgütün, çoğu insanda yaptığı ilk çağrışım, illegalite ve şiddettir. Oysa ortak bir amaç için bir araya gelen insanların birlikteliğini ifade eden örgüt, sadece 'devlet yıkmak, devlet kurmak' için kurulmaz. Nesli tükenmekte olan hayvanları korumak, tüketici haklarını savunmak veya temiz bir çevre için de insanlar bir araya gelme, örgütlenme gereği duyarlar. Demokratik olmayan yöntemlerle yönetilen ülkelerde kontrol dışı her türlü örgütlenme tehlikelidir. T.C kurulduğundan beri, hatta daha öncesinden (ittihat ve terakki iktidarından beri) başlayıp günümüze kadar devam eden anlayış, sendika ve siyasi partiler başta olmak üzere her türlü kontrol dışı örgütü etkisizleştirmek şeklinde olmuştur. T.C, kontrol dışı örgütleri, yasalarla, (kurduğu yan örgütler aracılığıyla) fiili saldırılarla ve içine sızıp amaçtan saptırmalarla bunu gerçekleştirirken, diğer taraftan benzer ve icazetli örgütler kurarak kontrol dışı bir sivil alanın örgütlenmesine, gelişmesine olanak vermemeye çalıştı. 'Devletin işçisi, devletin memuru' v.s nitelemelerin ortaya çıkması da bundan dolayıdır.

Devletin bilinçli olarak örgüt/örgütlenmeye karşı takındığı olumsuz tavır yanında, birde, kaynağını geleneklerimizden alan ve bir türlü aşamadığımız olumsuz bir örgütsel ilişki biçimimiz var; örgütlerle kurulan bu olumsuz ilişki biçimi, adanmışlık anlayışından kaynaklanıyor. Adanmışlık anlayışı, örgütlere, bireyin tüm yaşam alanlarını kontrol etme hakkını da vermiş oluyor. Biraradalığı sağlayan ortak amaç ile hiç bir ilgisi olmayan ve her bireyin kendi inisiyatif alanında olması gereken özel alanlarda bile belirleyici irade örgüt/örgütler oluyor. İlkeler düzeyinde düşünsel bir birliktelik olan örgütler, bireyin duygularını yönetme/yönlendirme ve ipotek altına alma görevini üstlenmekten de geri kalmazlar. Bireyin tüm yaşamını, örgütün çizdiği sınırlar içinde geçirmesini öngören bu anlayış, tıpkı devlet gibi, kişiye sivil/özel alan bırakmamaktadır. Disiplin adı altında, aynı düşünce, aynı duygu, aynı davranış beklentisi, zamanla aynılaşmayı, tek tipleşmeyi ve sonuçta da robotlaşmayı kaçınılmaz kılar. Bu durum düşünsel zenginlik yaratmadığı için ortak amaca katkı yapmaz; sadece örgüt şeflerinin iktidarlarını sağlamlaştırmalarına yarar.

Tür olarak diğer canlılardan farklılığı ifade edilirken genellikle insanların ortak yanlarına vurgu yapılır: "Akıl sahibi varlık, değerler sahibi varlık, konuşan varlık, toplumsal varlık, alet yapan-kullanan varlık" gibi. Ancak insanları diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliği de, bireysel farklılıklar/özgünlüklerdir. Bir yandan ortak özelliklere sahip olmalarıyla tanımlanan insanlar, diğer taraftan da her bireyin diğer bireylerden farklılığı ile de diğer canlılardan ayrı bir özellik taşıyan insan. Hayvanlar doğanın mutlak determinasyonuna tabidirler. Böyle olduğu için de, kalıtsal olarak aldıkları içgüdüsel davranışlarında farklılık görülmez. Oysa insan sahip olduğu özelliklerini geliştirme potansiyeline sahiptir. İnsandaki bu potansiyelin ortaya çıkması ve gelişmesi bildiğini tekrarlamasıyla değil, farklı ve yeni bir şeyler üretmesiyle olanaklıdır. Bunun için de, farklı olan, farklı düşünen bireylerin varlığı zorunludur.Tek tipleştirme/aynılaştırma amacıyla farklılığın ortadan kaldırılması hayvanlaştırma ile aynı şeydir. "Koyun sürüsü", "Sürü psikolojisi" deyimlerinin kaynağı bu anlayıştır.

Nasıl Bir Örgüt/Örgütlenme?

Sağlıklı bir örgüt/örgütlenmenin çıkış noktası, farklılıkları koruyarak ortak bir amaç için bir araya gelebilmek olmalıdır. İnsan çok yönlü bir varlık olduğu için birden çok da amacı vardır yaşamda. Bu amaç çokluğunun hepsini kapsayacak tek bir örgüt, bireyin bazı özelliklerini baskı altına almak ve yok etmek durumundadır. Birey farklı amaçlarını gerçekleştirmek için farklı insanlarla farklı birliktelikler kurabilmelidir. Farklı amaçların farklı yapılarda hayata geçirilmesi, parçalanmış bir kişiliği değil, tüm yanlarıyla kendini ifade edebilen eksiksiz, bütünlüklü bir kişiliği ifade eder.

Ulusal haklarından mahrum bırakılmış sömürge bir halkın öncelikli sorunu, ulusal haklarını elde etmesidir kuşkusuz. Kürdistan'da bu amaçla kurulacak örgüt(ler), Kürd halkının kendi kaderini tayin etme hakkını savunan herkesimden insana açık olmalıdır. Bu hakkın nasıl kullanılacağı (Bağımsızlık, federasyon, eşit koşullarda birlikte yaşamak) noktasında farklı yaklaşımlar olsa da, buna Kürd halkının özgür iradesiyle karar vermesi gerekliliği ortak görüş olarak benimsenmelidir. Bu temel ilke çerçevesinde bir araya gelen insanların farklı amaçlarla farklı yapılar içinde yer almasının önünde hiç bir engel olmamalı. Önemli olan, yer alınan farklı yapılardaki amacın, Kürd halkının 'kendi kaderini tayin hakkı' amacını dışlamamasıdır. Hem farklı kesimleri bir arada bulundurabilmek, hem de kişilere endeksli olmasına engel olmak için, örgütün demokratik bir işleyişe sahip olması gerekir. Bu iki temel ilke,( kendi kaderini tayin hakkı ve demokratik işleyiş) esneklik sağlayacağından, bireyin özerk olmasına, farklılıklarını koruması ve geliştirmesine de zemin hazırlamış olur. Yazılı ve sözlü kuralların çokluğu, denetim altında tutma isteğinden kaynaklandığından açık ya da gizli bir baskıyı da içeriyor. Bu nedenle ayrıntılı ve her alanda kuralların geçerli olduğu, dolayısıyla bireyi boğduğu bir yapılanmadan kaçınmak gerekiyor. İhtiyaç duyulan yeni kurtarıcılar, dokunulmazlar, liderler değil,Özgür bireylerin ön yargısız birlikteliğidir.


1980 öncesinde tanık olduğumuz ve günümüze kadar devam eden, Öcalan ile en uç noktaya varan örgüt/örgütlenme anlayışındaki olumsuzluklardan hepimiz sorumluyuz kuşkusuz.
Önümüzde, açık ihanete varmış ve eşine az rastlanır bir Öcalan örneği olduğu için, eleştirinin yönünü yeteri kadar kendimize çeviremedik bu güne kadar. Gelinen aşamada yeni bir anlayışla yeniden örgütlenmeye ihtiyaç duyuluyorsa, bu, eski örgüt anlayışlarının yanlış oluşundan kaynaklanıyor. Bu eleştiriler, aynı oranda olmasa da, tüm örgütleri kapsıyor. Bu konuda samimi bir özeleştiri yapacak cesaretimiz yoksa, Kürd halkının ulusal mücadelesine yapabileceğimiz bir katkı da olamaz.

Son zamanlarda tekrar toparlanma/yapılanma çabasında olan örgütlerin geleneği yaşatma adı altında vermeye çalıştıkları mesaj, 'doğru bir program-tüzük, doğru bir duruş, doğru bir örgütsel anlayış ve doğru bir mücadele biçimine sahiptik geçmişte. Bu nedenlerle geleneğimizi(örgütümüzü) yaşatmalıyız' şeklinde yorumlanabilir mi? Unutulmamalı ki, geleneği yaşatmak ile örgütü fetişleştirmek arasında çok ince bir çizgi vardır. Geleneği yaşatmak, ilkeler düzeyinde ise, bu, geçmişin birikimlerinden yararlanmaktır; geçmişle bağları koparmadan, red etmeden onu aşmaktır. Bu yaklaşım olumludur ve de saygı duyulur. Ancak geleneği yaşatmak adına, otuz yıl öncesinin örgüt/örgütlenme anlayışında, davranış ve ilişki biçiminde, eski örgütün isminde ısrarcı olmak, örgüt fetişizmi olmasa da, eski(güzel) günleri yad eden insanların nostaljik bir buluşması olur ancak. Temenni ve beklentimiz, geleneği yaşatma çabalarının ilkeler düzeyinde amaçlanmış olmasıdır.

 

Not: Özgür bireyden kastım, özgürce düşünebilen, başkalarının sözcülüğüne gerek duymadan,aklını kullanma becerisi gösteren kişilerdir. Özgür olmak toplumsal bir olgu olduğu için, yaşadığımız koşullarda özgür olduğumuzu söyleyemeyiz, ama özgürce düşünebilme potansiyeline sahibiz.

27 Aug, 2007 03:47:00

 

Not 2- Berzan Botî arkadaşımız tarafından daha önce kaleme alınan bu yazı, güncelliğimize ve Nasname Kurumlaşmasına denk düştüğünü düşünerek, tekrar yayınlıyoruz.

Selam ve saygı ile

Nas-Edi

 

 

Yorumlar (8 gönderildi):

naci mir ali .. 13 Sep, 2008 12:28:55
avatar
Haberimiz var:
Kuzey Kürdistan'ın Amed merkezli Kürt Ulusal Birlik Hareketi ( TEVKURD )kurulduğu günden beri hem örgütlerin hem de özgür bireylerin katılımına kapısını açtı.
serdest .. 13 Sep, 2008 05:20:57
avatar
KÜRT ULUSAL BİRLİĞİ ACİLEN OLUŞTURULMALIDIR Bu düşünce ve arzu hemen hemen her inançlı kürt yurtseverlerin sohbet ve tartışmalarında gündemin ilk sırasını oluşturur ve damgasını vurur ve tartışma devam eder gider sonuç alınmaz harcanan bunca enerji buharlaşıp uçar gider beli bir dünem sonra ortam oluşur tartışmalar başlar BİRLİK VE BERABERLİĞİN bir zorunluluk olduğu vurgulanır herkes bu doğru tespiti kabulenir ancak tartışmalar hararetlenerek sürüp gider sonuç yine alınmaz tartışmanın semeresi koskoca BÜYÜK BİR SIFIR OLUP katılımcıların yüzüne gülüp geçer şu anda tüm aydın ve yurtseverler bu durumdadırlar tıpkı leyleğin ömrü nasıl lak lakla geçiyorsa galiba benim ve aydınlarımın ömrüde öyle geçecek bunları hakaret olarak soylemiyorum ancak nesnel gerçekliğimiz malesef budur bence bir ulus sosyolojik olarak her sınıf vekatmanları doğal olarak bağrında doğurur sınıf yapıları farklı olan bu kesimlerin siyasi talep ve beklentileride mutlaka farklı olacaktır bu sosyolojik gerçeği görmeden ve ona göre bir örgütlenme modeline gidilmeden birlikler uzun süre yaşayacağı mümkün görünmemektedir bu örnekler coğrafyamızda oldukça çoğunluktadır kanımca doğru yöntem bu olmalıdır yanı ilk önce topyekün ullusun vaz geçemiyeceği ortak temel ana ilkeler tespit edilmeli ve ilkeler kitle içinde tartışmaya açılmalıdır ortak olarak kabulenen ilkeler kurum veya ullusun vaz geçemiyeceği KIRMIZI ÇİZGİLERİ YANI TEMEL ANAYASALARI OLMALIDIR ki birlik uzun vadeli yaşaya bilsin ve ulusal uzlaşı sağlansın aksi taktirde oluşan birlikler cidi bir varlık göstermez tıkanır kalır.
Berzan BOTÎ .. 14 Sep, 2008 01:53:12
avatar
TEVKURD, Kuzey Kürdistan'daki geleneksel örgüt modelinin aşılmasında önemli bir adım oldu. Genel hatlarıyla 'program, amaç - hedefleri' gerçekçi olan TEVKURD'un, Kurdi kimliğinin önceliği, ulusal soruna duyarlı her kesime açık oluşu en olumlu yanıdır.

Özgür bireylere kapısı açık olan TEVKURD, grupların varlığını ve yaratacağı etkileri yeteri kadar göremedi. Belki de temel sıkıntı buradadır. Çünkü grupların grupçuluk anlayışından sıyrıldıklarını söylemek zordur. Grupçuluk anlayışının egemen olduğu bir platformda, bireyselleşme ve özgür bireylerin kendisini ifade edebilmesi pek olanaklı olmuyor.

Türkiye'de ÖDP'nin çıkışı da 'resmi örgütçülükten' kopuş yönünde ciddi bir adım ve umut iken, grupların eski alışkanlıklarına dönmeleriyle beklenen sivilleşmeyi sağlayamadı. Aynı şekilde 78'liler vakfının da, bireyleri önemseyen çıkışı da kısa süre sonra grupların egemenlik savaşına sahne olduğu için beklenen etkiden uzak kaldı.

Beklentilere yeteri kadar cevap vermiyor olsa da TEVKURD, önemli bir deneyimdir ve geleneksel örgüt/örgütçülüğün aşılmasında olumlu bir işlev gördü/görüyor. Eksikliğin, grupların varlığından mı yoksa grupların grupçu davranmasından mı kaynaklandığı, giderilmesi gereken bir soru işaretidir. TEVKURD, eksikliklerine rağmen, ulusal öncelik ve demokratik işleyiş çerçevesinde oluşturulacak yeni ve sağlıklı oluşumlara yol açıcı bir rol oynadı denilebilir.
Musa OK .. 14 Sep, 2008 03:28:41
avatar
TEVKURD Kürdistanda yeni model,çağa uygun bir örgütlenme modelini düşünsel olarak ortaya atmakla yeni bir adım atmış olduğu gerçeğinin yanı sıra, grup,grupçuk ları görememesimi,illegalite ile sivil itaatsizlik arasında bocalamasımıdır nedeni,bir türlü kadroları ile kitleler arasında iletişim sağlanamadı, bu gidişle sağlanacağıda zor görünmektedir.Grup ve grupçuk dediğimiz oluşumlarda bu ülkenin gerçekleri olduğu ve asla yok sayılmaması gerektiğini kavramadan ulusal bir mentaliteye ulaşılması mümkün görünmüyor,TEVKURD (veya benzeri bir oluşumun)gruplar üstü bir anlayışı benimsediysede bu çatı anlayışını oluşturabilmesi için çatının ayaklarını oluşturacak grup ve grupçukara ihtiyacı olduğunun bilinci ile hareket etmesi,ancak örgütlenme anlamında hedefine ulaşmasını mümkün kılacaktır.Böyle çatı örgütlenmesinin örgütlenmesinde hedefe ulaşabilmesi için aidiyetin yok olamayacağı gerçeğini gözardı etmeden çalışmalarına devam etmeli, grupların örgütlenmesine karşı değil,destek vermelidir.vermelidirki geruplar gelecekte bu örgütlenme modelinin başarıya ulaşmasının ayaklarını oluşturabilsin.Aksi taktirde yok olmayan aidiyetleri yok sayarak aidiyet duygusu ile hareket eden grupların bu tip örgütlenmenin dışında kalmalarına ve gelecektede ihtiyaç oan bu tip örgütlenme biçiminin dejenerasonuna yol açabileceklerini hesaba katarak çalışmalarını sürdürmeliler.
osman FERİD .. 14 Sep, 2008 10:28:27
avatar
Sayın Boti'nin TEVKURD ile ilgili yorumuna katılıyorum.Dar grupçuluk anlayış terk edilmediği müddetçe sağlıklı bir örgütlenmenin olabileceğine inanamıyorum. Örgütlü grupların içinde yer aldığı ve eski grupçu anlayışın bırakılmadığı bir örgüt yapılanmasında bireylerin ne önemi olabilirki? Şimdi bu insanlar,hem HAK-PAR'ın ve daha başka kurumların yönetiminde hem de TEVKURD'un üst kademesinde yer alacaklar.Başarılı olacaklarına onlar da inanmıyorlar.Çünkü bu çalışmalar ta 1995 lerden beri devam ediyor,her seferinde kitlelerde umutsuzluk biraz daha yaygın hale geliyor.HAK-PAR da böyle bir özlem ve iddia ile gelişiyordu.Şimdi HAK-PARda özgür birey kalmış mı? Adamlar bu partide olmalarına rağmen kendi grupçuluk çıkarlarını daha fazla önemsiyorlar.Kitleseleşememenin sebebi de bu dar grupçuluk ve örgütçülük anlayışıdır. Küçük olsun,benim olsun mantığı egemendir
faruk boran .. 21 Sep, 2008 12:44:59
avatar
Sevgili yazarın makalesini benmi yanlış anlıyorum.?
Yorumcuların,yaklaşımlarının eskiyi tekrar etme biatına dönüşmüş.
Ben nazçizane;Örgüt denen,bireylerin "ortak bir hukuk etrafında kurumsallaşması olarak idrak ediyorum.Ama bu başka bir şeydir.!
Şeydir çünkü,kavramdır.Kargaşa türetir bizdeki adıyla.
Kişi özgünlüğü,yeti başka bir şeydir.

Oldukça net aslında soru?
Nasıl bir örgüt/kurum sorusu,nasıl bir bireyin cevabında gizli zaten.
Yetilerimin yettiği ölçüde,Sevgili Berzan hocamın;meramını ulaştırmak istediği yer ile,makalesinin adını koymakta yanlışlık etmiş.!!
Ben olmadan,biz olamayız.
Gelişimin doğasıa aykırı-tezat.
Önce kendimizden yola çıkıp,hain aramaya başlasak.??

Sayın yazara,yukarıdaki çalışmasından ötürü,teşekürü bir borç bliyorum..
Teşekkür ederim..
Berzan Botî .. 22 Sep, 2008 10:46:34
avatar
Sevgili Faruk Boran, öncelikle eleştirel değerlendirmeleriniz için teşekkürler.
Sizin, bana dair, “meramını ulaştırmak istediği yer ile, makalesinin adını koymakta yanlışlık etmiş.” Tespitinize katılıyorum. Bu sorun, yani içerik ile biçim arasında uyumsuzluk bende çaresiz bir eksikliktir sanırım. Bu eksikliğin bilincindeyim ama giderme noktasında pek de umutlu olduğumu söyleyemem. Edebiyetın zengin ve çok yönlü ifade etme olanağından yararlanan sizin gibi değerli dostların katkısıyla bu eksikliği gidermede yol alacağımdan eminim, ama bu düzelme sınırlı kalacaktır. Çünkü kendi sınırlarımın bilincindeyim. Yine de sık sık uyarmanız beni mutlu edecektir.
Yazıda, bireyselliğimizi, özgünlüğümüzü yitirmeden bir arada olmanın olanaklı olduğuna olan inancımı dile getirirken, eski, klasik örgüt/örgütlenme anlayışlarının terk edilmesi gereğine vurgu yapmaya çalıştım. Aslında örgüt denen şeyin sanıldığı gibi her şeye kadir(!) bir yapı olmadığını, her türlü birlikte/ortak hareket etmede zorunlu aynı zamanda da basit bir yol olduğunu söylemeye çalışıyorum. Tabi ki nasıl bir örgüt/örgütlenme, aynı zamanda nasıl bir birey sorusunu/cevabını da içeriyor.
Katkı ve eleştiriler için tekrar teşekkürler…
Faruk Boran .. 24 Sep, 2008 02:11:53
avatar
Sevgili Berzan hocam,
Oldukça titrek bir şekilde tuşlara basmaya dikkat ettiğimi bilmenizi isterim.
Lakin,kürt tarihi denen siyasal tarihimizin,son otuz yılına damgasını vuran, toplamına denk düştüğü fikrine sadık biri olmadığımı bilmenizi isterim..
Son otuz yıla damgasını vuran,içerde ve dışarıda,hat altında,hat üstüne ve bizleri çepeçevreleyen süreç,kuşkusuz doğal olmayan"iradi" bir müdahaleyle,ortaya çıkan tablo"motasyon" etkisinin sonuçlarıdır."
Kuşkusuz,sosyolojiik açıdan bi izahı olduğu gibi,sosyo-psikolojik anlamda bir toplumsal travma olduğunu söylemek abartı olmaz.
Gelişen dünya modernizasyonu,şu anda kullandığımız bu iletişim aygıtı tarafından küçük bir köy haline geldiği belirlemesi,kendi içinde "ama"lar barındırsada aynanın görünen "öteki" yüzüdür.
Bizim gibi,küresel sermayenin ulus-devlet gibi kurumlarını yerle bir ettiği günümüz dünyasın da,yaşadığımız tek başına trajedi değil,başlı başına trajikomik bir tregedya olduğunu idda etmek,yerinde bi,r tanımlama olur..
Burdan hareket le,artık yazmaya karar vermemi sağlayan,kurumsallaşma üzerine yaptığınız ilk çalışmanızdan sonra,sesli bir tanık olarak katılacağımı beyan etmiştim.
Ben mırıldanmalarımla,burada da bir yerlere asılı durmaya çalışcağım.
Ne zamanki(!)birileri beni dayandığı kendi özgücü olmayan bir "güce"dayanarak ezmeye çalışmayacaksa eğer;nasıl bir birey suallerimi karşılığını aramaya burada devam edeceğim.
Eğer burası bir aile ise,ben bu ailenin doğal bir ferdiyim.!
Doğrusu nerden başlamak gerektiği konusunda belirsizlik içinde olmakla beraber.!
Ben denen "özne"nin varoluş sancılarına kulaklarımı dayayarak,çok içlerimde,annemin beni uyutmak için lori lerinden,bir ananın gencecik ölen çocuğuna duyduğu amansız beddualardarına kadar bir çok şeyi. Bir fiil yaşamasam da,bu süreçte büyümek adına çabası olan,ayna'nın karşısın da,saçlarını yana yatrımak için didinen her kürt genci gibi bende,payıma düşeni heybemde biriken özlemlerle büyüdüm.
Kuzeyli kürdün traji-komik masalında küçük bir gözleyiciyim,cürmüm kadar.

Sayın boti,yeni çalışmalarınızı sabırsızlıkla beklediğimi bilmenizi isterim.
Lakin "beni",anlamadan"bize" gidecek tüm yollar,dışardan mayınlandığı yetmiyormuş gibi,"iç mayın tehlikeleri ile dolu yol olduğunu bilmek,kişiyi korku sahibi yapmanın ötesin de,hiç bir yere götürmeyeceği aşikardır.
Özgür düşünce; korku'nun içinde saklı..

Saygılarımla

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin