Nasname'de Kurumlaş(ma)ma Sancıları
DÜN ve YARIN BUGÜNDÜR!.. Değerli arkadaşım Berzan'ın kalema aldığı yazıyı manşete alıyorum. Sorunlarımız var. Sancılarımız var. Ancak hiç bir sorun ve sancı ertelenemez. İnancıma göre; Dün ve yarın bugündür.Bugün olan sorunları aşmadığımız an, yarına sarkacak ve yarın da dün olacak. O zaman Berzan'ın yazısı bir başlangıç ve çerçeve olsun. Ve bu konuda-içerden ve dışardan- her arkadaş katılsın. Gündemimizin bir maddesi de kurumlaşma olsun. Selam ve saygılarımla. Nasname Editörü : Şükrü Gülmüş
Şeffaflık, demokrasinin/demokratik ilişkilerin ve dürüstlüğün göstergesidir.
‘Kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışı ise, dışa kapalılık, üstü örtülmesi istenen olaylar, dışa karşı savunulamayacak işlerin varlığını gösterir.
Birçok araştırma göstermiş ki, kol kırılır yen içinde kalır anlayışından dolayı ‘aile içi şiddet, haksızlık, rüşvet ve cinsel istismar’ kapalı toplumlarda daha yaygındır.
Böyle olduğu için, kapalı toplum/topluluklara özgü sorunların çözümü yönünde adım atılamamakta, istismarı yapanlar cesaretlenmekte, travma yaşayan insanların durumları daha da kötüleşmekte ve sayıları çoğalmaktadır.
Devletin her zaman bir ‘dış düşman’ politikası ve bunun sonucu olarak ta ‘birlik beraberlik’ söylemi/propagandası var olagelmiştir. Bunda amaç, kitlelerin, hırsızlıkları/yolsuzlukları/ haksızlıkları dillendirenlere, ‘şimdi zamanı mı? Bunca dış tehdit varken, karşı çıkılması gereken düşman varken’ anlayışıyla tepki göstermesini sağlamaktır.
Türkiye cumhuriyetinin bunda ne kadar başarılı olduğunu hepimiz biliyoruz. Başta PKK olmak üzere, örgütlerin de bu anlayıştan fazlasıyla yararlandığını biliyoruz. Bu nedenle kol kırıldığında yenin içinde kalmaması gerektiğine inanan insanların aforoz edilmesi, hain veya deli ilan edilmesi şaşırtıcı olmamalı.
Bazı insanlar ‘hain, deli’ damgası yememek için geri adım atmakta, susmakta ve eski pozisyonlarına geri dönmektedir. Oysa toplumsal değişim, demokrasi ve özgürlükler geri adım atmakla değil, ‘hainlik, delilik’ damgasını göze alıp doğruda/açıklıkta ısrar etmekle elde edilebilir ancak.
Gerçek demokrasiyi, demokrasiyi, açıklığı ve eleştiriyi belli bir dönem ve belli kişi/kurumlarla sınırlı tutmakla değil, her zamanı ve herkesi kapsayacak şekilde savunabildiğimizde inşa edebiliriz ancak. Bu gerçeklik eleştiri oklarını kendimize yöneltmede tereddüt etmememiz gerektiğini gösterir.
Nasname’nin kurumsallaşması yönünde 2007 Aralık ayında ilk adımı atarak üçlü bir komite kurduk. Daha sonra beş kişilik yayın kurulu oluşturuldu. Teknik olarak önemli adımlardı bunlar. Ancak işlevselleştirme noktasında sorun yaşadık. Bunun nedenlerinden biri de, yayın kurulunun üç ayrı kıtada bulunmasıydı; Amerika, Avrupa ve Asya…
Ancak gelişen teknoloji ve iletişim uzak mesafelerin neden olduğu dezavantajları en aza indirme olanağı sunduğu da bir gerçek. Öyleyse başka sıkıntılarımız da var demektir…
Nasname gittikçe büyüyen bir ailedir bence. Büyümenin doğal sonucu olarak bazı sıkıntıların yaşanması da kaçınılmazdır. Önemli olan bu sıkıntıları aşma noktasında kararlı olmamızdır. Bunun için de ilk koşul küsmeden, incitmeden sorunları masaya yatırmak ve çözüm önerilerini birlikte tartışmaktır.
Demokratik bir aile olma iddiamız, üç beş kişinin alacağı kararlarla değil, Nasname ile bağlantılı (yazar, yorumcu, okuyucu, gönül dostları..) herkesin tartışmaya katılması ve ortak karar almasıyla gerçeğe dönüşür ancak. Bunu başarmamız halinde, Kürd politik yaşamına çok önemli ve kalıcı bir demokrasi örneğini sunmuş oluruz.
Yakın zamanda Sayın Gülmüş, Sayın Akkoyun ve diğer arkadaşlarla sorunları giderme konusunda toplanma kararı aldık. Bu süre zarfında, ne yapmalı, nasıl yapmalı? Noktasında herkesin düşüncesini açıklaması ve mümkün olduğu kadar geniş katılımlı bir tartışma ortamının yaratılması gerektiğine inanıyorum. Bu açık tartışma, birilerinin ellerini ovuşturup sevinmesini sağlayabilir kuşkusuz. Ama birileri sevinecek diye doğru olandan vaz geçmememiz gerekir.
Bana göre tartışmamız gereken konular;
Kurumsallaşma gerekiyor mu?
Biz buna hazır mıyız?
Kurumsallaşma gerekiyorsa, nasıl bir kurumsallaşma olmalı?
En demokratik biçimde nasıl bir çerçeve çizebiliriz?
“Ben” ve “Biz” ikilemini karşıt olmaktan nasıl çıkarır ve birbirini tamamlayan bir bütüne nasıl ulaştırabiliriz?
İletişimin, etkileşimin bu kadar yoğun olduğu bir dünyada popüler kültürden tamamıyla sıyrılmak zor olsa da, popüler kültürün etkisini en aza nasıl indirebiliriz?
En sert eleştirileri yaparken bile belli bir düzeyi nasıl tutturabiliriz?
Her ne kadar kişileri tartışmak gerekse de, sorunları kişisel olmaktan çıkarmanın yolu nedir?
Kendi koyduğumuz bir ilkeyi, kuralı istisnasız uygulama olanakları nelerdir?
Benzer soruları çoğaltmak mümkündür. Tüm arkadaşların katılımıyla, hiç düşünemediğimiz ve tartışılması gereken daha birçok sorun ve çözüm önerisiyle karşılaşacağımız kesindir. Bu farklı ve zengin görüşlerden yararlanmak amacımıza ulaşmada hayati öneme sahiptir.
Sayın Harun Tak’ın Düşündürdükleri
Sayın Tak, Artık yazmama veya yazılarına ara verme gerekçelerini sıralarken çok önemli mesajlar da vermektedir. Özellikle
“Sorgulamalarımızda kendimiz için kullanılmasını istemediğimiz üslupları, yakıştırmaları, mesnetsiz iddiaları bir başkası için asla kullanmamak esas olmalı. Haklıyken, Doğruları savunuyorken tarzı mutlaka yakalamak zorunluluğundan vazgeçilmemeli.
Elini taşın altına koymadan! Taşın yerinden kalkıp gelmesini isteyenlerden biri olduğum içinde “Eleştiri” hakkımdan feragat ediyorum.” Yazdıkları önemlidir.
Ergenekon ve Öcalan’ın bağlantıları konusunda insanların neden konuşmadığını sık sık sorarız. Ve biliyoruz ki, PKK içinde kalıp konuşmayanlar, yapılan birçok yanlışta ya sessiz kalmışlar, ya kararda pay sahibi olmuşlar ya da yanlış kararı uygulamışlardır. “Kol kırılıp yen içinde kaldığı için” Ve “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı egemen olduğu için Öcalan bu kadar tahribata neden olabildi. Zamanında yanlışa karşı durmayanların daha sonra konuşması çok anlamlı olmayacaktır.
Kırıp dökmeden, birilerini suçlayıp hedef yapmadan ve kendi egomuzu tatmin peşine düşmeden, kendimiz başta olmak üzere, birbirimizi eleştirebilmeli ve sorunları açık bir platformda tartışabilmeliyiz. Bunu başarmak dışında akılcı bir seçeneğimiz de yoktur.
Harun arkadaşımızın, sessiz isyanını görmezden mi gelelim. Bu PKK içinde yıllarca yaşanmış ve bizim de durmadan eleştirdiğimiz yanlışın bir benzeri olmaz mı? Birileri rahatsızsa nedenini zamanında sorgulamamız gerekiyor, geç kalınmış sorgulamalar ‘keşkeler ve pişmanlıklar’ dışında bir şey kazandırmaz bize.
Bu yazı birileriyle bir hesaplaşma değil, Kürdistan’da etkili olan yanlış bir anlayışla hesaplaşmadır. Bu nedenle de kişisel olarak algılanmamalı ve sağlıklı bir toplumsal dönüşüm/özgürlük kaygısıyla hareket edildiği göz ardı edilmemelidir…



Yorumlar (15 gönderildi):
nasname'yi hayli zamandir okurum. internet uzerinde sayisiz yer varken, okumak icin vakit ayirmaga deger buldugumu, bunun da benim acimdan bir takdir sekli oldugunu soylemem gerek.
eminim, yazan herkes (makale sahipleri ve yorumcular da) vakit ayirmaga deger buluyorlardir.
fakat, bu 'kurumsallik' denemenizde basarili olacagini sanmadigimi da eklemek zorundayim.
bu sekilde dusunusumun en basta gelen sebebi de, 'ozgur bireyler toplulugu' iddiasinin (ici doldurulamayacak kadar) genis olmasi..
eger bu belli sayida ve secilmis yazar ve yorumcu anlamina gelmiyorsa, hakaret veya kisilik haklarina tecavuz icermiyor olsa bile, neyin 'nitelikli' oldugu konusu her zaman tartismali olacaktir.
ama, asil sorun bu degil.
nasname'nin yakin zamanda benimsedigi 'ihanet edenleri yaz-ciz ve ihbar et' kampanyasi sonucunda, bence, zannedildigi sekilde bir toplumsal vicdani rahatlama olmayacak; aksine, uzeri ortulmus olan bir suru sey hortlayacak ve icsel ve mikro-husumetlere donusecektir.
orasi bence oyle de, bu safhadan sonra bunu durdurmak da pek mumkun degil gibi gorunuyor; pandorra'nin kutusu acildi bir kerre.
bunlara ek olarak, nasname'nin odaginin ne olacagi da belli degil gibi gorunuyor.
'bir arada bariscil yasama'yi mi, yoksa 'ayrilip bagimsiz olmayi'mi benimseyecegi de belli degil.
en azindan benim baktigim yerden belli degil gibi gorunuyor.
yani, avrupa'nin (ab'nin) mi amerikanin (abd'nin) mi cizgilerinde yer alacagi sorunu var. bunlarin birbirine paralel olmadigini biliyoruz hatta catisiyorlar. bunun kurd toplumuna aynen hatta cok daha fazlasiyla yansiyacagini gozardi edemeyecegimizi dusunuyorum.
bu iki secenegin her biri yeterince sancili ve travmali sonuclar anlamina geliyor ve bu konuda taraf olmamak da olmak da zor gelecek.
bir tarafa meyletse, diger tarafi dislamak zorunda kalacak. her iki gorusu temsile eden yazilari da yayinlayacak olsa, bu sefer de nasname kendi icinde bir ic-savas yasayacak ve parcalanacak.
iki ucu da ayni degnek yani.
butun bu sebeplerden (ve daha yazamadigim baska ve cok sebeplerden) oturu, kurumsallasma deneyinin erken oldugunu dusunuyorum.
biliyorum, her mutesebbis, her tesis kuran, kurdugu seyin sonsuza kadar yasamasini ister. kurumsallik sevdalari cogunlukla bu yuzden depresir.
fakat, zaman ve zemin musait degilse, bu iyi niyet ve arzularin uygulanabilirligi realite ile celisir.
yine de, basarilar dilerim.
Osman Öcalan dönmek istiyor
10 Eylül 2008 Çarşamba 00:05
PKK'dan ayrıldı. Yeni kurduğu örgütle de ters düştü. Şimdi ise Türkiye'ye dönmek istiyor. Öcalan bakın neler söyledi?
PKK'dan ayrıldıktan sonra Kürdistan Yurtsever Partisi'ni kuran, ancak daha sonra bu örgütle de ters düşerek ayrılan terörist Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan, kendisi ve çok sayıda eski PKK'lının Türkiye'ye dönmeye hazırlandığını kaydetti. "Vatana dönüş sürecindeyiz' diyen Öcalan, şunları söyledi:
'Daha önce çıkarılan eve dönüş yasası çok dardı. Yasanın genişletilmesini istiyoruz. Ceza durumunun askıya alınması gibi değişik formüller bulunabilir. Koşullar oluşturulur oluşturulmaz dönmek istiyoruz. Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları bizlere cesaret verdi. Sorunun çözümü için hem sivil toplum kuruluşları hem de Genelkurmay bir arayış içinde. Yeni Genelkurmay Başkanı standart biri değil. Çok arayış içinde, çözüm arayan, karizmatik bir kişilik. Sivil toplum örgütleriyle görüşmesini de anlamlı buluyoruz. 'Terörü bitirmekten çok sonlandırmak istiyoruz' açıklamasını önemsiyoruz. Sivil siyaset adı altında bir proje geliştirdik. Genelkurmay'ın açıklamalarıyla denk bir çaba içindeyiz.'
TÜRKİYE'YE ADAM GÖNDERDİK
Kendileriyle birlikte hareket eden Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinden Nasır Şimşek adlı kişi aracılığıyla devletin yetkili kurumlarına mesaj ilettiklerini belirten Öcalan, şöyle konuştu:
'Arkadaşımızı denemek için Türkiye'ye gönderdik, gidip teslim oldu. İyi karşıladılar. Görüşlerimizi dinlediler, olumlu karşıladılar. Arkadaşımıza, 'Bu görüşleri paylaşıyoruz' demişler. Arkadaşımız kovuşturmaya uğramadan, yargılanmadan serbest bırakıldı. Bu girişimimiz PKK'nın silahsızlanma kapsamında 1999'da Türkiye'ye gönderdiği gruplardan daha etkili oldu. Bu girişimle dağa çıkışı engelleyebileceğimiz gibi dağdan iniş yolunu da açabiliriz. (Milliyet)
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=156059
yukaridaki resme baktiktan sonra, bir de anasayfadaki resimlere baktim. elif orhan hanimi saymazsak, bana sanki otuzunu devirmemis kimse yok gibi geliyor. yani, en mahrem yerleri :) agarmamis pek az kisi var gibi kadroda.
bu yuzden, nasname'nin yazar kadrosunun yas ortalamasinin ne oldugunu merak ediyorum.
hem ikinci nesli icinde barindirmayan bir yapinin ne kadar kurumsal olabilecegi ile de alakalidir bu soru, hem bugunku gencligin ne dusundugunu yansitabilmekle.
Alışık olmadığımız bir açıklık/şeffaflık ve özgüvenin göstergesidir Nasname'de yaşananlar.
Gönül isterdi ki, "nasıl katkı yapabilirim' anlayışı ön planda olsun.
Bazı arkadaşların bu yöndeki iyi niyeti sevindiricidir, umarım bu tür arkadaşların sayısı artar. Zaten mesaj bu tür yapıcı katkı yapacak arkadaşlaraydı.
Bazıları da var ki,
hem akıl vermeye kalkışıyor hem de çelişkiyi kişiselleştirip kendi sıkıntılarını açığa vurarak rahatlamaya çalışıyor. Görece en güvenli yerlerde olmalarına rağmen hala gizlenme gereği duyan bu arkadaşların toplumsal kaygılardan çok kişisel hesaplaşmaları olduğu anlaşılıyor. Bu tür arkadaşların öncelikle korkularını aşması gerekiyor. Bunun ilk adımı da 'ben buyum' diyebilmelerinden geçiyor.
Özellikle Ruken mahlasıyla yazan arkadaşımızın akıl hocalığı düşündürücüdür.
Ben Sayın Gülmüş ile tartışarak tanıştım. Eleştirel bir yazıyı sitesinde yayınlayacak kadar medeni cesareti vardı. Doğrusunu isterseniz bu pek alışık olmadığımız bir durumdu. Daha sonra da bazı konularda defalarca tartıştık. Emin olun hala bazı konularda çok farklı düşünüyoruz ve daha çok tartışacağız. Ve bizler bunları kaldıracak düzeydeyiz. Onun için uğraşmanıza ve özel bir çaba sarf etmenize gerek yok.
Tartışmaya da, farklı konumlanmaya da, birlikte hareket etmeye de kendimiz karar verebilecek kadar aklımızı kullanma becerisine sahibiz. Siz rahat olun!
Sayın Ruken,
on yıl öncesine göre çok daha risksiz bir dönemde yaşıyoruz. Buna rağmen Devlet-Öcalan ve PKK’si hakkında (Sayın Gülmüş gibi) konuşacak cesarete sahip olduğunuzda inanın size saygı duyarım. Üstelik tarzınız ne kadar olumsuz olursa olsun. Tarzınızı eleştirmem cesaretinize saygı duymama engel olmayacaktır.
Tartışmalara takım tutar gibi katılınmaz Sayın Ruken. Tartışmanın bir tarafını mutlaka olumlama öbür tarafını da olumsuzlama gerekmiyor. Anlamakta zorlandığınız şey, yerleştirmeye çalıştığımız yeni anlayıştır. Bazen tartışmanın iki tarafı da insana yakın olur veya uzak olur. Mesela, Sayın Harun Tak da benim için çok değerlidir Sayın Gülmüş de. Bir konuyu tartışıyorlar veya farklı düşünüyorlar diye birini olumsuzlamam gerekmiyor. Dahası, Sayın Gülmüş ve Tak arasındaki güçlü bağ birini (Harun’u) savunmanıza(!) gerek bıraktırmayacak kadar güçlüdür.
Nasname, son on yılda çok ciddi bir toplumsal muhalefet işlevi gördü. Bu süre zarfında bireysel bir çabayla bu yürütülüyordu. Yeni katılımlar, Nasname’nin toplumsal muhalefetin çekim merkezi olması gibi etkenler yeni arayışlara yöneltti.
Aslında herşey çok açık. Mevcut potansiyeli kaldırabilecek bir yapılanmaya ihtiyaç olduğundan hareketle bir çaba içerisine girdik. Bunda bazı sıkıntılar yaşadık/yaşıyoruz. Bu sıkıntıları tartışarak, konuşarak ve mümkün olduğunca çok katılım sağlayarak sağlıklı bir çözüm üretmektir amaç. Galiba bu açıklık bazı insanlara tuhaf geliyor…
"gencler niye gelmiyor. o da onlarin sorunu" demek luksumuzun olmadigini dusunuyorum.
gecmisi anlamak, muhasebesini yapmak..
bunlar tabii ki cok onemlidir (eskisi olmayanin yenisi olmaz derler); ama eger gelecek bizi biz de gelecegi anlamazsak, bir yerlerde ciddi/vahim hatalar yapmis oluruz korkarim.
nacizane diyecegim su ki, bir bahis de bu konuya ayrilsa cok iyi olurdu.
herkes ucundan kenarindan bunun sebeplerini yazardi ve nesiller arasinda bir rezonans imkani cikardi belki.
yine de, tabii ki, siz bilirsiniz.
Sorunlarımız, artan sorumluluklarımızdan kaynaklanıyor. Bu kadar tahribat yaşamış bir halk için umut olmak daha titiz, daha duyarlı, daha dikkatli olmaya sevk ediyor hepimizi.
İyi olmak, doğruyu savunmak, yanlışa karşı durmak meziyet olmamalı, insani bir görev olarak algılanmalı. Bu nedenle daha iyi olmak için öncelikle eksiklerimizi görmek ve onları demokratik bir tarzda çözmemiz gerekiyor, tıpkı sizin söylediğiniz gibi.
Susmakla halkımız çok şey kaybetti. Belki de bu nedenle en basit sıkıntıyı bile dillendirmek ve ona birlikte çözüm üretmektir amaç. Amacım sorunu(basitte olsa) tüm Nasname ailesiyle paylaşmak ve birlikte çözüm bulmaktır. Tepeden inmeci anlayışların aksine, herkesin söz sahibi olduğu demokratik bir platform Kürdistan halkının ulusal demokratik mücadelesine çok önemli katkı yapacaktır; tıpkı Nasname’nin bu güne kadar yaptığı gibi..
Sayın dildar; Söylediğiniz gibi büyüyoruz ve büyüdükçe de sorumluluklarımız artıyor. Artan sorumluluk daha dikkatli olmamızı zorunlu hale getiriyor. Konuşmaktan, tartışmaktan korkmamamız gerekir ve en başta da sorumluluğumuz gereği kendimizi eleştirebilmeliyiz.
Tek ses, tek tip insan anlayışının nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle farklı insanlarla ortak bir amaca yönelmenin zenginlik olduğunu, bu zenginliğin değerlendirilmesi için de en küçük aksaklığı bile seslendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bu farklı sesler geliştiricidir. Umutlu ve mutlu olmakta haklısınız, çünkü kara bir dönemin kapanma arifesindeyiz; yeni dönemin aydınlık olması için tartışmalı ve farklı yaklaşımlardan yararlanabilmeliyiz... Selamlar.
Neden dersiniz,Sayın resul'ün sorduğu Nasnamenin yaş ortalamsı soru çok yerindey di.!
Benim gibi,yaşınada dolayı kendini genç insalar için,dışardan bakınca yoğun bir sis bulutlu bi siyasi bir hava yarattığını söylersem;Abartı olmaz sanırım.
Tabi ki "sanı""zan".
Zan altında bırakmak çok kolaydır.Bırakılmak hiç aynı tadı vermez.
Burada siyaset üretilmiyor.!
Siyasal bir dedikoya dayanıyor bazen kimi konular.
Biri çıkıp,birinin tepesine çıkıp avazı çıktığı kadar isyanını buraya kusuyor.
Daha öncede yazmıştım.
Şuçlu yok tek başına.!!
Ciddi manada can alıcı noktalara parmak basıyor Nasname.Yenilebilecek bir terane hiç değil.
Ne için peki.?
Tabi değiştimek için,dönüştürmek için daha çok.
Ben,"pesimist" bir anlayışı güdmekten nereye varacağımızı düşünekten çok sıkıldım.
"Pozivizme sıra gelmedi mi?
Hep yönsüzmü esecek rüzgarlar.?
Neden kendisinden başlamaktan,kaçak göreşiyoruz.?
Ben siyaset yazarı değilim.
Kavramların altında eziklik hissediyorum.
Kendime neden bu kadar eziyet çektimenin gereğini anlamıyorum.?
Sevgili Berzan'ın dediği gibi,Demokrasi aşk'ına farklı giyinmek isteyenlerde olsun.Fikirler çiçek açsın.
Onun için,hem genç,hemde edebi manada meraklarımı burada gidermeye çalışacağım..
Siyasetin dörtlülerle bir işi yok.
Dörtülerin gözleri yoktur çünkü.!
Dörtü edebiyatın alanıdır..
Saygılarımla
Yazılan yorumlarıda okudum benim saplantım yaş ortalaması veya kılların ağarması değil hatta bunu yazanlara ukala gözüyle bakıyorum ben kendi adıma geçmişi daha iyi öğrenme adına yazılarınızı takip ediyorum ama bu toplantıda eski P.K.K itirafçıları ve Siz eski KUK militanı olarak yeni bir atılımamı hazırlanıyorsunuz? Yeni bir örgütlenmemi? Toplantının asıl amacını burda belirtmediğinizden eminim Harun Tak arkadaşımız bu oluşumda yer almak istemedimi? Son aylarda Çürükkayalara bu kadar yalvarışınızın (Nasname olarak) sebebi ne olabilir? ve sizi bu oluşumun içine iten faktör ne siz eski itirafçılardan değilsiniz yıllarca ceza evi yatıp direnişlere katıldınız bu oluşuma gerçekten inanıyormusunuz?
Mamiko mahlasli okurumuz hic duymusmuydunuz bu tekerlemeyi.
el insaf keke el insaf PKK itirafcilari kimdir de hele sana zahmet onlarida yaz.
Nasnamede yazarlarindan hangisi sizinle ayni dönemde itirafcilik yapti .?
yoksa siz itirafci olarak öcalan diyecekkken diliniz sürctüde cümleyi eksikmi yazdiniz..?
Cürükkayalara yalvarmak gibi bir yorumu imralidan mi aldiniz..?
selamlar.
rengini cismini kirletmeyi.
elmanın suçu değil dalda olması.
Topraktır kirlenmiş bırakılan,
topraktır ifşa'yı bekleyen.
Öz ve haikattır uzay bilimi korkaklığı..
Birincisi, itirafçı diye itham ettiğiniz ve şu anda Nasname'de yazan arkadaşların hiç biri hiç bir zaman itirafçı olmamıştır; eminim bilgi kaynağınız sizi yanlış yönlendiriyordur. Dahası bu arkadaşların bizden farklı olarak hem T.C'ye karşı hem de onun yerel ayaklarına karşı mücadeleleri/direnmeleri söz konusudur. Emin olun itirafçı olsalardı PKK'den ayrılmaları gerekmeyecekti ve bu kadar hedef olmayacaklardı.
İkincisi, "Çürükkayalara bu kadar yalvarışınız" cümleniz oldukça kırıcı ve haksızdır. Çünkü İmralı'nın sık sık Çürükkaya kardeşlere yönelik ihbar ve hedef göstermelerini görmeyip bunu haber yapmayı ya da haksız ithamlara karşı durmayı "yalvarış" olarak değerlendiriyorsunuz. Bu noktada vijdanınızın sesini dinlemenizi önermekten başka yapabileceğim bir şey yok ne yazık ki.
Üçüncüsü, "yeni bir oluşum mu" merakınızı gideremiyeceğim... Koşullar dayattığında, dahası az da olsa bir katkı yapabileceğimize inandığımızda "neden olmasın?"... Böyle bir gelişme olduğunda siz dahil bütün iyi niyetli, samimi ve "Kürd halkının kendi kaderini tayin etme hakkına" saygı duyan herkesimle birlikte olmamıza engel bir şey görmüyorum...
Objektif ve önyargısız değerlendirmeler dileğiyle, Hoşçakalın.
Filozof Hegel "Gazete, modern insanin sabah duasidir" diyordu.
Kuzey Kurdlerinin gozu,kulagi,sesi olmaktan daha iyi ne olabilir?.Iyi bir Internet Gazetesi tamin edici degil mi?Nasnamenin politik,ideolojik, ve de orgutsel bir rol ustlenmesi gibi bir zorunluluk yok.
Maalesef biz Soguk Savas kusagi olarak politika,iktidar,parti,orgut,ideoloji,propaganda,muhalefet vs gibi sabit fikirlere saplandik.Herseyi hemen bu kavramlarla iliskilendiriyoruz.
Fikri,ruhu ve vicdani hur bir Kurdî habercilik ve platform yeterince iyi bir misyondur ve ve cok onemli bir ihtiyaca cevap vermektedir.
Amac Kurd ve Kurdistan`a hizmetse eger,
varolmak haberdar olmaktir.
Bi silav,
Yorum yaz