KAOS VE DÜZEN
KAOS VE DÜZEN
Evrenin oluşumuyla ilgili ilk çağ düşünürlerinde dikkat çekici nokta, düzen öncesi düzensizlik/ kaos ortamına işaret edilmesidir. Antik Yunan’da kozmos (evren), düzenliliği ifade ederken, khaos (kaos) ta, boşluğu, kargaşayı ifade ediyordu. İlgi çekici başka bir nokta ise, kaos’tan düzene geçişte hareket ettirici bir güçten söz edilmesidir. Anaxagoras’ın, ‘Nous’ dediği, bir nevi akıl diyebileceğimiz bu maddi güç, ilke, evrendeki oluşu meydana getiren hareketin başlangıcında vardır. Farklı yaklaşımlarına karşın, Nous’un, Herakleitos’un ‘Logos’una benzer bir işleve sahip olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Herakleitos da, değişimin kuralsız olmadığını, belli bir yasaya göre işlediğini; bu yasanın da, evrende egemen olan yasa, akıl ve düzen anlamına gelen ‘Logos’ olduğunu ileri sürüyordu. Evrenin oluşumuna dair bu yaklaşımlar bilimsel bir içerikten yoksun olsa da, ‘karşıtların biraradalığı, çatışması ve birinin diğerini aşarak yeni bir içerik kazanarak ilerlemesi’ düşüncesinin gelişmesine sundukları katkı önemlidir. Modern diyalektiğin ortaya çıkmasında azımsanmayacak bir etki yapan bu anlayış, toplumsal olayların irdelenmesinde de yol göstericidir.
Yakın zamanda Türkiye’de yaşanan ve etkileri hala devam eden olayları, Kürdler açısından bir ‘kaos olarak’ değerlendirmek abartı olmaz. Kaos ortamından beslenen anlayışların ortak organizasyonuyla yaratılmak istenen yıkımın gerçekleşmemesi sevindirici bir gelişme. Geçici bir başarı elde eden kaos mimarları, orta ve uzun vadede kendi sonlarını hazırlayacak gelişmelerin de önünü açmış oldular. İlişkiler, bağlantılar ve sürekli değişiyormuş gibi görünen ittifaklar kafa karıştırsa da, MHP lideri Bahçeli’nin, ‘Kandil İmralı’nın denetiminden çıktı, Barzani’nin denetimine girdi’ açıklaması, karmaşanın fotoğrafını netleştirecek bir özelliğe sahiptir. Kandil’in denetimi konusunda, devleti öfkelendiren, korkutan ve bu nedenle de saldırganlaştıran ihtimal, yeteri kadar seslendirilmese de, PKK tabanı dahil, Kürdlerin büyük çoğunluğu tarafından gerçekleşmesi umulan, istenilen bir şeydir. İmralı’dan, Kuzey Kürdlerine aşılanmak istenen Güney düşmanlığı amacına ulaşamadığı gibi, Genelkurmay kaynaklı olduğuna inanılan bu anlayışa tepki olarak Güneye olan sempati/yakınlık daha da arttı. İmralı’nın açık düşmanlığına rağmen, PKK tabanının Güneye sıcak bakması (aynı zamanda Öcalan’ı da sahiplenmesi) bir çelişki gibi görünse de, tabanın içinde bulunduğu psikolojik durum doğru tahlil edildiğinde görünürdeki bu çelişki anlaşılır bir hal alır. Öcalancı anlayışın dışında kalan Kürd aydınları da benzer bir tutumla, hem Güney’deki kazanımları sahiplenmeli hem de Öcalan’ı ayrık tutarak PKK tabanını kucaklayabilmelidir. Tıpkı, Türk devletini eleştirirken Türk halkını ayrı tutmanın doğruluğu gibi, Öcalan ve PKK iktidarını eleştirirken de tabanı ayrı tutmanın doğruluğu gözden kaçırılmamalıdır.
Kaos kime yaradı? Oyunun mimarları kimlerdi? Sorularına, özgürce düşünebilen, ortalama insanların cevap bulmakta zorlanmadığı açıktır. Bu kafa netliği bile, oynanmak istenen oyunun amacına ulaşmadığının bir göstergesidir. Kaos mimarlarının iki amacı vardı. Birincisi, Türkiye’de Kürd-Türk çatışması yaratarak iki halkın meşru olmayan iktidarlarını güçlendirmek; ikinci ve temel amaç ise, Güney’deki meşru Kürd oluşumunu ortadan kaldırmaktı. Birinci amaç, (halklar arasında çatışma yaratmak) kendi başına bir amaç olmaktan ziyade, esas amaç (Güney’deki oluşumu yok etmek) için sadece bir araçtı. Son olaylar, Kürd halkı açısından bir nevi özgürlük adası olarak algılanan Güney Kürdistan’ın, kalıcı bir yapı olduğu ve kaos yaratıcılarınca ortadan kaldırılamayacağını gösterdi. Kürdlere karşı mevzi kazanmak amacıyla, onursuzluk dahil her türlü tavizi bohçasına koyup Amerika’ya giden Erdoğan, umduğunu bulamadığı gibi Güney’deki oluşumu tanımaktan başka seçeneği olmadığını da fark etti.
Saddam’dan sonra çadırdamaya başlayan dörtlü çete (Türkiye-İran-Suriye_Irak), İran’ın Hewler ve Süleymaniye’de konsolosluk açmasıyla yıkılma aşamasına girmiş durumda. Türkiye’nin canlandırmak için her yola başvurduğu bu yerel, gerici ittifakın etkisizleşmesi, Kürd halkının özgürleşmesi önündeki en ciddi engelin aşıldığı anlamına geliyor. Bunu ve başka gerçekleri de gören Türkiye’nin, Kürd devletini tanıma yoluna gideceğini söylemek mümkün. Zaten gelişmeler de buna işaret ediyor. Güney’de bağımsız Kürdistan’ı tanımak, Kuzey’de ise kısmi iyileştirmelerle yetinilip, Kopuşu engellemek ve Türkiyelilik söylemiyle Kürdleri sisteme entegre etmek, Türkiye’nin yeni stratejisi olacak gibi görünüyor. Öcalan’ın bile gördüğü, ‘Bağımsız/Bölünmüş Kürdistan’ reel koşullar gereği kaçınılmaz gibi görünüyor. Kaos yaratarak Güney Kürdistan’ı ortadan kaldırmak isteyenler, farkına varmadan/istemeden bağımsızlık sürecini hızlandırmış oldular. Kaos düzeni yarattı/yaratacak. Bu geçişte düzenleyici ilke olarak, Herakleitos’un Logus’u veya Anaxagoras’ın Nous’u ile benzer bir işleve sahip olan, tarihin gelişme yasalarını görmek gerekiyor.
NOT: ‘BAĞIMSIZ/BÖLÜNMÜŞ KÜRDİSTAN’başlıklı, 22.10.2006 tarihli bir yazım Nasname’de mevcuttur. Tamamlayıcı özelliğinden dolayı, ilgi duyan arkadaşlar o yazıya da göz atabilirler.



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz