DEMOKRATİK ÖZERKLİK - KÜRD SORUNU VE POSTMODERNİZM
Kavramsal düşünme, bilgi birikiminin ve soyutlama yapabilme yetisinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Bu gösterge, aynı zamanda insanın düşünsel gelişiminde ileri bir aşamayı ifade eder. Böyle olduğu için de, kişisel duyguların ve basit çıkarların belirleyici olduğu günlük tartışmalardan farklı olarak, teorik tartışmalar kavramsal düzeyde yapılır/yapılmalıdır. Politik kavramların, ilk etapta toplumsal dönüşüm projelerine önderlik(!) edenler tarafından kullanılması anlaşılır bir durumdur. Bu kavramların örgüt/parti tabanı tarafından öğrenilmesi, benimsenmesi ve sindirilmesi sağlıklı/bilinçli bir örgütlenmede çok önemlidir. Tüm tabana yayılmasa da, en azından parti organlarında sorumluluk üstlenen insanların Söz konusu kavramlardan nasiplenmesi, olması gereken/beklenen bir durumdur.
Her ne kadar üst düzey soyutlamalar olsalar da, politik kavramların kaynağı toplumsal pratiktir. Bu nedenle politik kavramları kullanmadan ve savunmadan önce, hangi toplumsal koşullarda ortaya çıktıkları, nasıl bir anlam değişikliğine uğradıkları, hangi felsefi anlayışın ürünü oldukları, hangi toplumsal sorunların çözümü için önerildikleri, günümüzde sahip oldukları kapsamın/içeriğin ne olduğu ve toplumsal koşullarımıza ne ölçüde hitap ettikleri sorularına cevap aramak ve bulmak gerekiyor. Başka bir deyişle, kullanılan kavramların altından kalkılabilmelidir. Bu genel değerlendirme ışığında bakıldığında, Kuzey Kürdlerinin politik kavramlarla olan ilişkisini sağlıklı olarak değerlendirmek olanaklı görünmüyor. Tek kaynaktan çıkan ve peş peşe ortaya atılan politik kavramlarda yaşanan enflasyonu, kavram kargaşası olarak nitelemek, birilerine yapılmış bir haksızlık olarak değerlendirilemez. İlginç ve aynı zamanda da üzücü olan, bu kavramların belli bir kitle tarafından sorgulanmadan hemen benimsenmesidir. Dahası, birbiriyle, özellikle de ulusal taleplerle çelişen bu kavramların aynı taban arasında aynı anda sahiplenilmesine tanık oluyoruz. Son günlerde yoğunlaşan ve neye, kime ‘yeter artık’ denildiği pek anlaşılamayan “Êdî bese” mitingleri, yaşanan kavram kargaşasını çok net olarak ortaya koymaktadır. YeniÖzgürPolitika’nın 19 Kasım tarihli sayısında, Batman’da yapılan mitinge dair haberde, taşınan “Demokratik Konfederalizm” bayrağı ve atılan “Demokratik Özerklikten Demokratik Cumhuriyete” sloganına yer verilmektedir. Aynı mitingde taşınan bir pankart dikkat çekiciydi. Bu pankartta da “Biji Kurdistan” yazılıydı. Son günlerin moda kavramı, Demokratik Özerklik ile Biji Kurdistan arasında bir paralellik, bir yakınlık kurmak ve ikisini de aynı amaca yönelmiş olmanın iki farklı biçimi olarak değerlendirebilmek için, politik piyasada cambaz olmak gerekiyor. Neyse ki bu alanda insan sıkıntısı yaşanmıyor. Bireysel hiçbir özelliği olmadığı halde halkın samimi duygularından yararlanarak bir yerlere gelenler, politik piyasada cambazlık ve tüccarlık yaparak, kendilerine bahşedilmiş mevkilerin diyetini ödemektedirler.
Kuzey Kürdleri üzerinde etkide bulunan politik kavramların ‘İmralı patentli’ olduğu noktasında herkesin hemfikir olduğunu söylemek mümkündür. Kurtuluş reçetesi olarak sunulan bu kavram üretkenliğini(!), Öcalan’ın ‘içinde bulunduğu psikolojik durumun etkisiyle giriştiği yeni arayışlar’ olarak da değerlendirilebilinirdi. Böyle değerlendirildiğinde, Öcalan ve kavramlarını eleştirme hakkımız olmazdı. Aksine olumlu bir arayış olarak da görülebilirdi. Ancak, Kürd ulusal mücadelesini direkt olarak etkiledikleri ve halkın talepleriyle çeliştikleri için bu kavramları, kişisel bir arayışın ötesinde görüp değerlendirmek gerekiyor. Son yıllarda İmralı’dan çıkan ve belli bir kitleyi etkileyerek harekete geçiren politik kavramların postmodernist izler taşıması dikkat çekicidir.
Modernizm sonrası ya da modernizmden öte anlamında kullanılan postmodernizm, Edebiyat-sanat gibi alanlarda kullanıldığı gibi politik alanda da kullanılan bir kavramdır. Modernizmin neden olduğu ya da çözemediği sorunlar üzerinde duran postmodernizmi, modernizmi aşma çabası olarak da değerlendirmek mümkün. Modernizmi yaşamış ülkeler, Rönesans-reform-aydınlanma sürecinden geçmiş, burjuva demokrasini yaşamış, dolayısıyla ulusal açıdan açlıklarını gidermiş olan ülkelerdir aynı zamanda. Bu süreçleri yaşamış olan toplumlarda, modernizmi aşma çabaları anlaşılır bir durumdur. Ülkemizde de bireysel olarak böyle bir anlayışı benimseyenleri yadırgamanın haklı bir gerekçesi olamaz. Ancak, aydınlanmanın, burjuva demokrasisinin, dolayısıyla modernitenin nimetlerinden yararlanmak bir yana, ulusal varlığı bile hala kabul edilmeyen sömürge bir halka, ‘postmodernist anlayışı’ kurtuluş reçetesi olarak sunmanın mantıklı ve iyi niyetli bir açıklaması olamaz.
Modernizmden kaynaklı olarak sorun yaşayan toplumların durumu, ergenlik çağına girmiş gençlerin yaşadığı sorunlara benzetilebilir. Ergenlik, bireyin büyümesinde/gelişmesinde önemli evrelerden biridir. Yapılması gereken şey, ergenliği henüz yaşamamış çocukların daha az sorunla bu evreyi nasıl atlatacaklarına kafa yormaktır. Çocukların söz konusu evreyi yaşamasına engel olmanın tek yolu ise onları yok etmekten geçiyor. Aynı şekilde, açlığı giderilmemiş olan Kürd halkına kurumlaşma evresini yaşatmayıp, onu, modernizme özgü sorunlarla oyalamak, ulusal taleplerini öldürmek anlamına geliyor. Tıpkı Postmodern anlayışın ürünü olan, “Demokratik Özerklik” ile yapılmak istendiği gibi…



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz