Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | YENİ İTTİFAK ARAYIŞLARI ÜZERİNE

YENİ İTTİFAK ARAYIŞLARI ÜZERİNE

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

YENİ İTTİFAK ARAYIŞLARI ÜZERİNE

12 Eylül askeri cuntasından sonra büyük bir darbe yiyen Kuzey Kürd devrimci hareketleri/örgütleri, aradan geçen bunca zamana rağmen toparlanma ve umut olma yolunda elle tutulur bir ilerleme kaydedemediler. Kürd örgütlerinin yenilgisi ve bu güne kadar toparlanıp ciddi bir güç olamaması, devletin uyguladığı politikaların başarısı anlamına geliyor. Devletin başarısı, baskı, inkar ve sindirme politikasında değil, bu uygulamaların yarattığı toplumsal muhalefeti/karşıtı kontrol edebilmesinde yatıyor.

Devlet, hem yüz yılı aşkın bir süredir devam eden ulusal talebin/mücadelenin yarattığı birikimi, hem de uygulanan baskıların yarattığı/yaratacağı tepkiyi (bu durum, toplumda işleyen diyalektik yasalar gereği kaçınılmazdır, doğaldır) etkisiz kılmak için “güdümlü muhalefet” projesini hayata geçirdi. Başka bir deyişle devlet, doğal olanın yerine yapay olanı geçirerek söz konusu projenin amacına ulaşmasını sağladı. Kürd muhalefetinin varlık kazanamamasında devletin direkt müdahalesinden çok, güdümlü/yapay muhalefetin etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Toparlanamamanın tek nedeni olarak devlet ve güdümlü muhalefeti görmek olanaklı mı? Hayır!
Böyle bir yaklaşım hem karşı tarafın gücünü abartmak, hem de Kürd devrimci muhalefetine edilgenliği bir kader olarak yapıştırmak olur. Dahası, alternatif olarak çıkabilme olanağını devlet ve uzantılarının inisiyatifine, vicdanına bırakmak olur.

İşbirlikçiliğin, ihanetin açık olduğu, değerlerin tahrip edildiği bir süreç yaşadık/yaşıyoruz. Bundan sorumlu olan(lar)ın eleştiri oklarına hedef olması, Kürd örgütlerinin varlık gösterememe nedenlerinin sorgulanmasına engel teşkil etti bu güne kadar. Bu durum, geçmişin sorgulanmasından rahatsız olan bazı örgüt yöneticileri için bir şans olsa da, örgütsel hastalıkların, kişisel komplekslerin ve yetersizliklerin görülmesine/giderilmesine fırsat vermediği, dolayısıyla alternatif olma olanağı yaratmadığı için de, Kürd halkı açısından büyük bir şansızlıktır. Son otuz yıllık dönemin sorgulanmasındaki amaç, birilerini veya bazı örgütleri yargılamak, mahkum etmek olmamalı; geçmiş hastalıkları bu güne taşımadan, yeni ve koşullara uygun bir örgütlenmenin önünü açmaya yönelik olmalıdır. Söz konusu süreci yaşayan her bireyin ve örgütün, aynı oranda olmasa da, yaşanan olumsuzluklarda pay sahibi olduğu gerçeğinin kabul edilmesi, sağlıklı ve yeni bir örgütlenmenin varlık koşullarını oluşturacaktır.

Riske Girmeden Alternatif Olmak Olanaklı mı?

Kuzey’de, egemen olan anlayışın dışında kalan ve alternatif/umut olma amacı taşıyan girişimlerin artması, eksikliklere karşın sevindirici bir gelişmedir. Bu girişimlerin artmasında, Güney’deki olumlu gelişmeler ve bu gelişmelerle bağlantılı olarak Kuzey’de egemen olan anlayışın güç kaybetmesi belirleyici etken oldu. Güney’deki kazanımların sağladığı moral motivasyon ile artan ulusal duyarlılığın, Kuzey’de egemen olan anlayış tarafından denetim altına alınamaması sonucu oluşan boşluk aynı zamanda bir potansiyel yarattı.

Eski tüfeklerden bazılarının Amed’i mesken tutması, yeni ve sağlıklı bir örgütlenme amacından çok söz konusu potansiyelden yararlanmaya yöneliktir. Bu amaçla da risksiz ve halkı etkilemeye yönelik eylemlere tanık olundu. Dışardan bakıldığında çocukça, hatta biraz komik denilebilecek bu eylemlerde, ‘Bizi kısa süreliğine tutuklayın, kamuoyu oluşsun, biz de Kürd halkının geleceğinde söz sahibi olacak siyasal aktörler olalım’ dercesine hareket edildi. Yarattığı “kahramanlardan” kaynaklı olarak ağır bedeller ödeyen Kürd halkının yeni kahramanlıklara(!) prim vermemesi anlaşılır ve aynı zamanda sevindirici bir durumdur.

Geçmişte edindikleri siyasal sıfatların eskimesi, işlev görmemesi, eski örgüt yöneticilerinden bazılarını yeni arayışlara sürükleyebilir. Bu amaçla da risksiz ve popüler olmaya yönelik girişimlerde de bulunabilirler. Bu tür davranışlar (yeni sıfatlar edinme çabası) çocukça da olsa, zararsız olduğu için hoş görülebilir. Ancak, Kuzey’deki sosyal-politik gerçeklik, risksiz alternatif olmaya olanak vermiyor ne yazık ki. Yıllardır ikili kıskaç içinde yaşayan ve ağır bedeller ödeyen Kürd halkı, riski göze alamayan tepeden inmeci anlayışlara mesafeli davranarak, ‘eskilerin kendilerini yenilemeleri gerektiği’ mesajını vermiş oldu.

Birleşmek mi, Birlikte Hareket Etmek mi?

Dünyadaki değişimler, özellikle de reel sosyalizmin çöküşü, örgütler arası ideolojik farklılıkları ortadan kaldırdı. Güney’deki kazanımların sahiplenilmesi, Kuzey’de mücadelenin legalleşmesi gereği, demokratik örgütlenmenin benimsenmesi gibi temel konularda hemfikir olan örgütlerin bir araya gelmesi ve ortak bir tutum takınması olumlu ve beklenilen bir durumdur.
Bir araya gelişin ‘birleşmek, tek örgüt olmak’ şeklinde algılanıyor olması, geçmişteki örgüt anlayışının aşılamadığını gösteriyor. Geçmiş, en azından geçmişte kalması gereken anlayış, bireyin tüm yaşam alanlarını kontrol etmeye çalışan, farklılıkları disiplinsizlik olarak görüp mahkum eden, tek tip insan yaratmayı amaçlayan, demokratik iç işleyişe sahip olmayan bütüncül bir anlayıştı. Dünya görüşünden kaynaklı ideolojik ayrılıkların kalmaması, örgütler arası tüm farklılıkların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Farklı örgütlerin eski anlayışla bir araya gelmesi, delege hesaplarının, bir sonraki kongreye yönelik çabaların ve ayak oyunlarının egemen olduğu bir yapılanmaya gidişin habercisidir. Böyle bir yapı, örgütlerden birinin kendi anlayışını dayatma, diğerlerini kendine benzeterek aynılaştırma girişimlerine sahne olur. Sonuçta, geçmişte yaşandığı gibi, bölünme, tasfiye kaçınılmaz olur ve alternatif yaratma umudu yeni bir umutsuzluğa neden olur.

Bireyselliğin/özgünlüğün/farklılığın korunduğu, bireyi boğmayan, esnek ve az sayıda ama temel olan bir kaç ilke çerçevesinde ortak hareketi öngören örgütler, çağa ve demokratik işleyişe en uygun örgütlenme biçimleridir. Bu anlayışla bakıldığında, Kuzey Kürd örgütlerinin alternatif olmalarının birleşmekten değil, birlikte hareket etmekten geçtiğini görebiliriz. Her örgütün özerkliğini koruduğu, kendi farklılıklarını (birlik dışında) hayata geçirebildiği, içinde yer aldığı birliğin temel ilkeleri dışında, birliğe karşı başkaca yükümlülüğü bulunmadığı bir birliktelik ancak sağlıklı olabilir. Tıpkı, birbirinden farklı, bağımsız adacıkların köprülerle birbirine bağlanıp bir bütün oluşturduğu Stockholm’un şehir yapısı gibi…
 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
0