Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | Doğru Bir Yaklaşımda Yanlış Bir Yargı

Doğru Bir Yaklaşımda Yanlış Bir Yargı

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

Doğru Bir Yaklaşımda Yanlış Bir Yargı

Bazen alışkanlık bazen dikkatsizlik bazen de toplumda yerleşik olan bazı önyargıların etkisiyle yanlış yargılarda bulunabiliyoruz; ya da amacımızı aşan bir sonuca varılmasını sağlayabiliyoruz. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında görmezden gelme, geçiştirme, önemsememe yoluna başvurulabileceği gibi; uyarma, yanlış anlama varsa karşılıklı diyalog ile giderme, farklı, karşıt yaklaşımlar söz konusu ise tartışarak bir sonuca ulaşma yoluna da gidilebilir. Özgür bireylerin izlemesi gereken yol, ikincisi, yani uyarma, diyalog ve tartışma olmalıdır. Çünkü özgürlük ile sorumluluk arasında kopmaz bir bağ, doğrusal bir orantı vardır. Bu bağı, orantıyı en çok dikkate alması gerekenlerin başında ise, “Özgür bireyler topluluğu” olan ‘Nasname’ çevresi gelmelidir.

Özgür birey olmanın getirdiği sorumluluk gereği, 04.OCAK.2008 tarihinde Nasname’de yayınlanan ve Sayın Abdullah GERGERLİ’nin imzasını taşıyan “İYİ ÇOCUKLAR GÖREV BAŞINDA, Bu Yaşar Daha Çok Yaşar!” başlıklı yazıda yer alan bir konu üzerinde durma gereği duyuyorum…
Sayın Gergerli’nin yazısı, bağlantılarıyla, kurgusuyla, karşıtların ilişkisiyle ve yaşanan olumsuzlukların perde arkasıyla ilgili olarak önemli bilgiler/tespitler içermekte ve bizleri aydınlatmaktadır. Yazının büyük bölümündeki olumlu değerlendirmelere karşın, Yahudiliğe ilişkin yanlış yargı dikkat çekicidir.

Sayın Gergerli söz konusu yazının bir paragrafında;
“Bu Büyükanıt üzerine çok şeyler yazıldı ve çizildi. Herhalde en doğru değerlendirmeleri ordudan ayrılıp başka isimlerle internet ortamlarında yazılar yazan hakları yenilmiş Generaller yaptı. Dedesinin hikayesi tamamen tescilli zaten, onu tekrarlamaya gerek yok. Ama bu adam taşıdığı Yahudi kanında var olan hilekarlik ve de düzenbazlık gereği meslek hayatında hiç bir zorluk yaşamadan kariyer üzerine kariyer devirmiş ve her yerde kendisini sevdirebilmiştir. Ordu içerisinde istihbari faaliyetlerde sivrilen bu tip aldığı her görevde istihbarat yeteneği ile takdir edilmiş ve ödüller üzerine ödül takdim edilmiştir. Yahudiliğin temel prensiplerinde bir Haham kadar bilgi sahibi olan bu şahıs bir cenaze namazında (Ki fotografı mevcut) sol eli sağ el üzerine getirecek kadar müslümanlıktan bihaberdir.” değerlendirmesini yapmaktadır.
Hilekarlık ve düzenbazlığın “Yahudi kanında” var olduğunu söylemek, ‘Biyolojik belirlenimciliğin’ tuzağına düşmek demektir. Bu anlayışın toplumsal ve bireysel eşitsizliği meşrulaştırmak, ırkçılığa bilimsel bir kılıf bulmak için ortaya çıktığı bilinmektedir. Bazı halkların üstün bazılarınsa aşağı olduğu iddiası/tartışması geçmişe dayanır. Geçmişte yaşanan tartışmalarda, beyaz-zenci farklılığı ve bu farklılığı doğal/biyolojik/genetik faktörlere dayandırma çabasında, D.G. BRİNTON ve L. BOLK göze çarpan isimlerdir.
Farklı hatta karşıt iki kuramı(Yinelemeli oluş ve Neoteni kuramları) savunmalarına rağmen, Brinton ile Bolk 36 yıl arayla aynı değerlendirmeyi yapabiliyorlardı. Bu ortak değerlendirme, Beyazların üstün Siyahların da aşağı olduğu iddiasını içeriyordu. İki karşıt kuramdan yola çıkıp aynı olumsuz sonuca varmaları, bilimsel verilerin değil, bu verileri yanlış (önyargılı) değerlendirmenin ırkçılığa çanak tuttuğunun göstergesidir.
Belli dönemlerde bazı toplumlarda geçerli olan bazı özelliklere vurgu yapılabilir. Rüşvet, hile, şiddet, hırsızlık gibi bazı olumsuz özellikler belirli dönemlerde bazı halklar arasında yaygın olabilir. Yaygınlığın boyutu ne olursa olsun yine de genelleme yapmak doğru olmaz. Bir tek istisna dahi böyle bir genellemeye engeldir. Söz konusu olumsuz özellikler olsa olsa toplumsal koşullarla, egemen olan kültürle açıklanabilir, genetik yapı ile değil. Irkçı anlayışlarla bilimsel ve felsefi açıdan hesaplaşan Gould’un bu konuda söyledikleri aydınlatıcıdır:
“ Şu anda elimizde, özelliklerin genler tarafından belirlendiğini gösteren ve ırkçı ayrımlar yapılmasını destekleyen hiçbir açık kanıt yoktur ve şimdiye değin hiç olmamıştır. Ne var ki bu kanıt yokluğu, bilimsel düşüncelerin ifade ediliş biçimini hiç etkilememiştir. O halde bunun bilimsel değil politik bir eylem olduğu sonucunu çıkarmalıyız.” ( Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, sayfa:230)

Ayrıca, Sayın Şükrü Gülmüş’ün Nasname’de yayınlanan, “NASNAME NE İDİ? ŞİMDİ NE OLACAK?” başlıklı yazısında yer alan ve bundan böyle yayın ilkeleri olarak benimsenen dokuz maddelik anayasanın 7. maddesi de, S.N. Gergerli’nin yazısında yer alan “Ama bu adam taşıdığı Yahudi kanında var olan hilekarlik ve de düzenbazlık gereği …” yaklaşımına onay vermemektedir.
Yahudiliğe dair bu yanlış tespit, Sayın Gergerli’nin, yazının bütünündeki doğru, sağlıklı yaklaşımlarına gölge düşürmemektedir kuşkusuz. Belki dikkatsizlik, belki amacı aşan bir vurgu, belki de benim yanlış anlamış olmam. Hatta bunca sorun içinde küçük bir ayrıntı olarak da görülebilir. Ayrıntı gibi görülen bazı şeylerin genel duruşumuzu, gidişatımızı olumsuz etkilemesine izin vermemek adına da olsa, dikkate almak durumundayız. Yanlışlarımızı birlikte ayıklamak, doğrulara birlikte ulaşmak umuduyla. 

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
5.00