Beyaz Kürdlerin Laiklik Sevdası Ve Tehlikeli Oyunlar
Kitleleri yönetmenin en etkili yolu, gerçekliği farklı bir şekilde algılamalarını sağlamaktır. Gerçekliğin görülmeye başlanması, egemenleri tedirgin eder ve onları yeni tedbirler almaya yöneltir. Düzenleri sorgulanmaya, sarsılmaya başlar başlamaz, yeni çelişkiler, kutuplaşmalar ve çatışmalar devreye sokarlar. Gerçekliğin çarpıtılması misyonunu üstlenen sistemin mimarları, yürürlükteki projenin geçici olduğunu ve nesnel olarak işleyen toplumsal yasaların mevcut yanılsamayı ortadan kaldıracağını da bilirler. Bu nedenle de her zaman yedekte bekleyen ve geçmişin devamını sağlama işlevi görecek olan yedek projelere sahiptirler. Bu projelerin etkili olması/olmaması kitlelerin bilinç düzeyiyle doğrudan orantılıdır. Kitleler bilinçlendikçe aynı amaca hizmet eden projeler, sık sık yerlerini bir sonrakine bırakmak zorunda kalır. Ancak öyle bir an gelir ki, biçimsel değişiklikler artık iş göremez olur. Bu durumlarda toplumsal değişim biçimin ötesine geçer ve özü değişime zorlar.
Son yıllarda Türkiye’de yaşananlar sağlıklı bir şekilde tahlil edilebilirse, hem Kuzey’de yeni Kürd örgütlenmelerini bekleyen tehlikeler/tuzaklar görülebilir, hem de yeni ittifaklar konusunda sağlıklı bir yaklaşım sergilenebilir.Bu yönlü sağlıklı bir yaklaşım, yakın zamanda Türkiye’de yaşanan iç hesaplaşmanın bir benzerinin, Kuzey Kürdistan’da yaşanmasına engel olabilir.
AKP’ in Kemalist rejime karşı başarısı, göreli demokratlığı/yapıcılığı üzerine çok şey söylendi bu güne kadar. Irkçı Kemalistlerin ve onların politikalarını dolaylı yollardan savunan “Sol” kesimin çırpınışı, AKP’ye yönelik eleştirileri ve kitleleri provoke edici eylemlerinin altında yatan korkuyu doğru okumak gerekiyor.
Son altı yıla bakıldığında, AKP’nin daha gerici, daha ırkçı, daha soyguncu, daha işkenceci olduğunu söylemek olanaklı değil. Yeterli ve beklentilere (özelliklede Kürd halkı açısından) cevap vermese de, AKP döneminde ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan eskiye göre ilerleme olduğu da yadsınamaz. Bu kısmi iyileşmeler bir kriter olarak kabul görmese de, bugün artık AKP’nin, toplumsal ve felsefi açıdan Kemalizm’e göre daha ilerici olduğunu söyleyebilecek durumdayız.
Birincisi, toplumsal açıdan AKP’yi daha ilerici kılan şey, onun, 18.-19. yüzyıllarda, burjuvazinin Avrupa’da oynadığı rol ile benzer bir rol oynamasıdır. Yeni gelişmekte olan bir orta sınıfa dayanan AKP, gerek ordu ve gerekse üretimden gelmeyen envai türde faşist çetenin, söz konusu orta sınıfın kârından aldıkları payı kısmak istiyor. Böyle olduğu için de onları tasfiye etmeye çalışıyor. Sermayenin serbest yatırım ve dolaşımı için güvenli bir ortam yaratmak istiyor. Bu nedenle de şiddetin son bulması gerektiğini biliyor. Bu durumdan rahatsız olanların, ‘Laiklik elden gidiyor.’ yaygarası inandırıcı değildir. Gerçek anlamda hiçbir zaman laik olmayan bir sistemde, korunmaya çalışılan laiklik değil, “elitlerin” asalakça yaşamıdır sadece.
İkincisi, felsefi açıdan AKP’yi daha ilerici kılan şey, onun din (inanç) anlayışıdır. İnsanlığın gelişiminde (ilerlemesinde), toplumsal evrim ve bu evrimle bağlantılı olan düşüncenin soyutlama yapabilme yetisi, kriter olarak alındığında, AKP’nin göreli ilericiliği kendiliğinde anlaşılır. Türkiye’de 85 yıldır, Kuzey Kürdistan’da ise 30 yıldır egemen kılınmak istenen anlayış/inanç antropomorfizmdir(insan biçimcilik). Antropomorfizm, insan biçimini ve niteliklerini tanrılara yüklemektir. Halkın, ‘puta tapmak’ olarak tanımladığı, tanrısal özelliklerin insanlara yakıştırıldığı, insanın tanrılaştırıldığı bu anlayışa verilebilecek en çarpıcı örnek ise, Kemalizm’dir kuşkusuz. Mitolojilerde sıkça karşılaştığımız bu anlayışın, tek tanrılı dinlerin Tanrı anlayışına göre daha geri olduğu, felsefe çevrelerince genel kabul görmektedir. Tek Tanrı anlayışı, üst düzey soyutlama yapabilme yetisini gerektirir. Bu da, insan biçimciliğe göre daha gelişmiş bir düşünme biçimi anlamına geliyor. AKP’nin, felsefi açıdan neden Kemalistlere göre daha ilerici olduğunun cevabı da yukarıdaki kıyaslamada kendiliğinden ortaya çıkıyor…
Var olan gerçekliği objektif olarak değerlendirmek, AKP’yi olumlamak anlamına gelmiyor/gelmemeli. AKP, hükümet olmanın ötesinde gerçek anlamda iktidar olduğunda göreli demokratlığını sürdürür mü sorusuna olumlu bir cevap vermek olanaklı olmasa da, Kemalistlerden daha gerici olmayacağı da rahatlıkla söylenebilir. AKP’nin göreli ilericiliği, olumsuzluklarını görmemize engel olmamalıdır kuşkusuz. Dahası, Kürd halkının ulusal talepleri noktasında AKP’den yana abartılı beklentiye girmek yanlıştır ve bu beklentinin hayal kırıklığıyla sonuçlanacağı da aşikârdır. Kürd halkının ulusal talepleri karşısında dönem dönem Kemalistlerle aynı çizgide yer alabilen AKP, gelecek için de umut vaat etmemektedir. Din kardeşliği söylemi ve yeni Osmanlıcılık anlayışıyla Kürd halkını ulusal taleplerden uzaklaştırmaya çalışan AKP, ‘şiddetsiz baskısız ve katliamsız bir asimilasyon’ yaklaşımıyla Kemalistlerden ayrılmaktadır. AKP’nin Kürd sorununa karşı olumsuz tavırlarına karşın Kemalistlerle aynı kefeye konulması haksızlık olur.
Kuzey Kürdistan’da egemen olan politik anlayışın sözcülerinden, şaşırtıcı, tuhaf açıklamalar duymaya alıştık artık. Farklı koşullar söz konusu olsaydı, bu insanlar da söyledikleri de ciddiye alınmazdı belki. Ancak ve ne yazık ki bu insanlar kitleleri hala etkileyebilmekte, gençleri ölüme gönderebilmekte ve toplumsal çelişkilerin yönünü değiştirebilmektedirler. Vasıfsızlıkları ile yaratabildikleri etki orantılı değildir. Bu orantısızlık, söylediklerini ciddiye almak zorunda bırakıyor bizleri.
Son günlerde, ‘Asker ile laiklik anlayışımız aynıdır’, ‘Kürd hamas’ı yaratılmak isteniyor’, Bölgede laikliğin teminatı biziz’ söylemleri yine aynı insanlar tarafından dillendirilmeye başlandı. Bu söylemleri, sadece Kemalist laikliğe olan sempatilerinden kaynaklanıyor olsaydı, kişisizlik bozukluğuna, ebeveynlerinden utanç duymalarına, kendilerini inkâr etmelerine, halka yabancılaşmalarına bağlar onlara acırdık sadece. Ya da, halkın yaşadığı bunca gerçek ve ağır soruna duyarsız kalmış, tuzu kuru, var olan sorunlar/yıkımlar üzerine inşa ettikleri saltanatları tehlikede diye telaşlanan “Elit Kürdler” deyip yadırgamakla yetinirdik belki de.
“Travma” yaşayan Türklere karşı kurulması istenen empatinin, Kemalist laikliğe karşı sempatiye dönüşmesi şaşırtıcı değildir. Her ne kadar farklı insanlar tarafından dillendirilmiş olsalar da ve bunu dillendirenler etkilerini, nereye varacağını ön göremeseler de, empati ve sempatinin dillendirilmesini isteyen kaynağın Genelkurmay olduğunu bilmek için deha olmak gerekmiyor. Kaynağın yapısı, misyonu ve sicili dikkate alındığında, oynanmak istenen oyunun ne olduğu ve ne kadar tehlikeli olduğu da kendiliğinden anlaşılır olur.
Bu oyunda amaç; Kürdler arasında iki kutup yaratıp çatıştırmak, direkt ya da dolaylı müdahalelerle çatışmaları kızıştırmak, halkı bu iki kutuptan birini seçmeye zorlamak, tabanların iyi niyetine rağmen bazı yöneticiler vasıtasıyla iki kesimi de kontrol altında tutmak, demokratik mücadele zeminini ortadan kaldırmak, ulusal sorun etrafında bir araya gelmeye başlayan farklı anlayışları ayrıştırarak ikincil olan sorunlarla uğraştırmak ve Kürd halkının umutlarını başka bahara ertelemektir.
Kürd sorununa duyarlı olan insanlara düşen görev; Tarihin tekerrürden ibaret olmadığını, farklılıkların bir arada ortak bir amaca yönelebileceğini, Öncelikli sorunun sınıfsal ya da dinsel olmayıp ulusal olduğunu, İki kutup dışında üçüncü bir seçeneğin olabileceğini, her türlü inancın ve inançsızlığın birbirlerine tahakküm kurmadan tahammül edebileceğini, halk adına halka karşı yapılan eylemlere gereken tepkinin gösterileceğini, giyim-kuşam gibi farklı seçeneklerden rahatsızlık duyulmadığını, İllegal reformizm yerine legal radikalizmin olanaklı olabileceğini, ölümü kutsamadan da politika yapılabileceğini, Kürd halkının kendi kaderini tayin etme hakkına saygı duymayan sol ve dinsel “kardeşlik” hikayelerine inanmayacaklarını, Kemalizm ve onun Kürd versiyonunca tezgahlanan oyuna gelmeyeceklerini göstermektir.
13.OCAK.2008



Yorumlar (0 gönderildi):
Yorum yaz