Nasname Ozgur Bireyler Toplulugu: ÖZGÜRLÜĞÜN DİYALEKTİĞİ, TÜRBAN VE ÜÇÜNCÜ YOL ÖZGÜRLÜĞÜN DİYALEKTİĞİ, TÜRBAN VE ÜÇÜNCÜ YOL ================================================================================ Berzan Botî on 14 Feb, 2008 09:49:00 BaÅŸlangıçta özgürleÅŸtirici olan bir hareketin daha sonra karşıtına dönüÅŸmesini nedensel olarak anlayabilmek için, söz konusu hareketin toplumsal konumlanışını ve özgürlük anlayışını doÄŸru bir ÅŸekilde irdelemek gerekiyor. Özgürlük düÅŸüncesini/talebini harekete geçiren etken, eleÅŸtirel bakıştır. Kendimize, topluma ve dünyaya eleÅŸtirel bakabildiÄŸimiz ve bu bakışı kesintisiz sürdürebildiÄŸimiz zaman özgürlüÄŸü evrensel bir tarzda özümsemiÅŸ oluruz ancak. EleÅŸtirel bakış, sadece kötü yönetimlerin, özgürlük karşıtlarının, demokrasi düÅŸmanlarının iÅŸ başında olduÄŸu dönemlerde deÄŸil, en geliÅŸmiÅŸ demokrasilerin iÅŸlediÄŸi dönemlerde de korunabilmelidir. Çünkü geliÅŸim süreklidir ve bu geliÅŸimi kesintiye uÄŸratacak, dolayısıyla özgürlük düÅŸüncesinin tutuculaÅŸmasını saÄŸlayacak olan da eleÅŸtirel bakıştaki duraksamadır. Özgürlük anlayışı ve bu anlayışı olanaklı kılan eleÅŸtirel bakış, bir dönem, bir yer ve bir kesimle sınırlı tutulduÄŸunda tutuculaÅŸma, karşıtına dönüÅŸme kaçınılmaz olur. Baskıya karşı çıkarken baskıcı olmak, diktatörlüÄŸe karşı çıkarken diktatör olmak, hem dünyada hem de ülkemizde yabancısı olmadığımız bir durumdur. ÖzgürleÅŸtirici özelliÄŸi ile anılan aydınlanmanın zamanla pozitivist anlayışa teslim oluÅŸuna ve tek boyutlu bir dünya tasarımına tanık olduk. Bütün dünyayı etkileyen bu anlayış, özgürlükten baskıcılığa dönüÅŸe verilebilecek en çarpıcı örnektir. Politik nedenlerden dolayı on binlerce insanın cezaevlerinde tutulduÄŸu, binlerce gencin hala daÄŸlarda olduÄŸu ve baÅŸlarına bomba yaÄŸdırıldığı, milyonlarca insanın yurtlarından edilip varoÅŸlara hapsedildiÄŸi, ulusal varlığı bile inkâr edilen bir halkın direkt sorunu deÄŸildir türban; Öncelikli sorunu ise hiç deÄŸildir. Türkiyede ve Kuzey Kürdistanda çok daha ağır ve acil sorunların yaÅŸandığı bir dönemde gündemi iÅŸgal eden türban sorununa yaklaşımımız, nasıl bir özgürlük anlayışına sahip olduÄŸumuzun da ipuçlarını vermektedir. Kemalist rejimin yarattığı ve gerektiÄŸinde iç çeliÅŸkilerde kullandığı bu sorunun, (diÄŸer sorunlar karşısında basit kalsa da) giderilmesi her ÅŸeye raÄŸmen olumludur. İster eÄŸitim özgürlüÄŸü isterse inanç özgürlüÄŸü çerçevesinde deÄŸerlendirilsin, yasağın kalkmasını savunmak evrensel özgürlük anlayışımızın gereÄŸidir. Bunu yaparken, sistemin iç çeliÅŸkilerinde taraf olmamak, iki tarafın da güç kazanmasına katkı yapmamak gerekiyor. Yasağın devamından yana olmak, Kemalistlerin ve yerel ayaklarının Ergenekonlarına güç vermekten baÅŸka bir anlam ifade etmez. Yasağın kalkmasından yana olurken de, MHP-AKP ittifakının zihniyetiyle, sinsiliÄŸiyle, küçük hesaplarıyla, milliyetçiliÄŸiyle ve yeni/yeniden birTürk- İslam sentezianlayışıyla aynı kulvarda yer almayacak bir yönteme sahip olmak gerekiyor. Türban konusunda ÅŸimdiye kadar ortaya çıkan üç farklı yaklaşım söz konusu: Yasakçı kesim: Cumhuriyet, laiklik, Kemalizm söylemlerinin arkasına sığınmaya çalışan bu kesim, her konuda olduÄŸu gibi türban konusunda da yasakçı, baskıcı bir tavır sergiliyor. Her türlü hukuk dışı eylemin arkasında olan, üretimde yer almadıkları halde en iyi koÅŸullarda yaÅŸayan, asalakça yaÅŸamlarını Kemalist rejime borçlu olan bu kesimin statükocu tutumları ÅŸaşırtıcı deÄŸildir. Karma özgürlükçüler: Türban yasağının kalkmasını isteyen ve bu amaçla üniversitelerde özgürlük adı altında imza kampanyası baÅŸlatan bu kesim homojen bir yapıya sahip olmadığı için iki alt baÅŸlıkta ele alınmalı. Genel özgürlükçüler: Aralarında, Mustafa ErdoÄŸan, Ali Nesin, Ferhat Kentel, Atilla Yayla ve Arkadaşımız Cevdet Akbay gibi isimlerin de yer aldığı kesim. ÖzgürlüÄŸü türbanla sınırlı görmeyen bu akademisyenler, özgürlüÄŸe yükledikleri genel anlamın gereÄŸi olarak yasaÄŸa karşı bir tutum sergilediler. AKP-MHP kadrolarıyla birlikte hareket etmeleri eleÅŸtiriye açık olsa da, genel olarak özgürlükçü tutumlarından dolayı yasaÄŸa hayır demeleri olumlu ve de anlaşılırdır. Yerel özgürlükçüler: Mevcut sıfatlarını 12 Eylüle ve YÖKe borçlu olan bu kesim, Türk-İslam Sentezi anlayışının üniversitelerde hakim kılınması için göreve getirilen insanlardır. Demokrasiyi, kendi anlayışlarına hizmet için bir araç olarak gören bu kesim, özgürlüÄŸü de kendi anlayışlarıyla sınırlı tutarlar. Bunların özgürlük anlayışı türbanla sınırlı ve yereldir. Bu kesim, Kürd öÄŸrencilerin, anadilde eÄŸitim isteklerinden dolayı üniversitelerden atılmasına ön ayak olanlardır. 301. Maddenin kalkmaması için çırpınan ve Madımak sanıklarını savunanlar da yine bu kesimdir. Zaten imzacıların yoÄŸun olarak mensup olduÄŸu üniversitelerin yapısına bakıldığında ortalama profilleri ve niyetleri de ortaya çıkar. Bilgi üniversitesinin genel yapısı dikkate alındığında, bu üniversiteden imza kampanyasına katılanların yerel deÄŸil, genel özgürlükçüler olduÄŸu kendiliÄŸinden anlaşılır. İstisnalar olsa da, Gazi, Sakarya ve Selçuk gibi üniversitelerin yapısına, genel katılımına bakıldığında da söz konusu üniversitelerden türbana destek verenlerin yerel özgürlükçüler olduÄŸu kolayca anlaşılır. Bu kesimin önüne bir metin konulsa ve bu metinde; bütün inançlar eÅŸit ÅŸekilde özgürlük alanına sahip olmalı, herkes kendi anadilinde eÄŸitim görebilmeli, ortaöÄŸretimden zorunlu din dersleri kaldırılmalı, istiklal marşı gibi ırkçı uygulamalar eÄŸitim sisteminden çıkarılmalı gibi gerçek/genel özgürlükle baÄŸlantılı talepler yazılsa, acaba kaç tanesi imzalar? 3-Üçüncü Yolcular: Aralarında Fuat Keyman, Cengiz Aktar, Mithat Sancar, Ahmet İnsel, Mehmet Altan ve Fatmagül Berktay gibi isimlerin de yer aldığı bu kesim, toplumsal olaylarda, karşı durmak ve savunmak dışındaki seçeneÄŸin sadece kayıtsızlık olmadığını ve üçüncü bir seçeneÄŸin olanaklı olabileceÄŸini gösterdiler. Sorunun bireysel özgürlükler çerçevesinde ele alınması gerektiÄŸini savunan bu kesim, duyarlılığın tüm inanç ve düÅŸüncelere karşı aynı oranda gösterilmesini, özgürlüÄŸün bir bütün olarak ele alınmasını ve demokratik bir ortamda tartışılabilmesini savunuyorlar. Bu kesimin önemi, türban sorununa getirdikleri çözüm önerilerinden ziyade, coÄŸrafyamızda egemen olan klasik mantığın, ya o  ya bu dayatmasına mahkum olmadığımızı göstermelerindedir. Hem Türkiyede hem de Kuzey Kürdistanda  ya o  ya bu dayatmasından kurtulup üçüncü bir seçenek sunabildiÄŸimizde, sistemin farklı kesimlerince sunulan çözüm(!) önerilerinden birine mahkûm olmaktan kurtulabiliriz ancak. Sonuç olarak, Öncelikli bir sorun olmamasına raÄŸmen, sistem tarafından yaratılıp yine sistemin farklı kesimlerince politik malzeme olarak kullanılan türban yasağının kalkması olumludur. Önemli olan, yasaklara karşı kalıcı bir tutum sergilemek ve özgürlükleri bir bütün olarak savunabilmektir. Kimin hangi deÄŸeri ne kadar ve ne için savunduÄŸunu irdelemek, samimi olmayanları teÅŸhir etmek, özgürlüÄŸün karşıtına dönüÅŸmesine engel olmak için bir gerekliliktir.