Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | ÖZGÜRLÜĞÜN DİYALEKTİĞİ, TÜRBAN VE ÜÇÜNCÜ YOL

ÖZGÜRLÜĞÜN DİYALEKTİĞİ, TÜRBAN VE ÜÇÜNCÜ YOL

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 

                        

    

Başlangıçta özgürleştirici olan bir hareketin daha sonra karşıtına dönüşmesini nedensel olarak anlayabilmek için, söz konusu hareketin toplumsal konumlanışını ve özgürlük anlayışını doğru bir şekilde irdelemek gerekiyor.

 

Özgürlük düşüncesini/talebini harekete geçiren etken, eleştirel bakıştır. Kendimize, topluma ve dünyaya eleştirel bakabildiğimiz ve bu bakışı kesintisiz sürdürebildiğimiz zaman özgürlüğü evrensel bir tarzda özümsemiş oluruz ancak. Eleştirel bakış, sadece kötü yönetimlerin, özgürlük karşıtlarının, demokrasi düşmanlarının iş başında olduğu dönemlerde değil, en gelişmiş demokrasilerin işlediği dönemlerde de korunabilmelidir. Çünkü gelişim süreklidir ve bu gelişimi kesintiye uğratacak, dolayısıyla özgürlük düşüncesinin tutuculaşmasını sağlayacak olan da eleştirel bakıştaki duraksamadır.

 

Özgürlük anlayışı ve bu anlayışı olanaklı kılan eleştirel bakış, bir dönem, bir yer ve bir kesimle sınırlı tutulduğunda tutuculaşma, karşıtına dönüşme kaçınılmaz olur. Baskıya karşı çıkarken baskıcı olmak, diktatörlüğe karşı çıkarken diktatör olmak, hem dünyada hem de ülkemizde yabancısı olmadığımız bir durumdur. Özgürleştirici özelliği ile anılan aydınlanmanın zamanla  pozitivist anlayışa teslim oluşuna ve tek boyutlu bir dünya tasarımına tanık olduk. Bütün dünyayı etkileyen bu anlayış, özgürlükten baskıcılığa dönüşe verilebilecek en çarpıcı örnektir.

  

Politik nedenlerden dolayı on binlerce insanın cezaevlerinde tutulduğu, binlerce gencin hala dağlarda olduğu ve başlarına bomba yağdırıldığı, milyonlarca insanın yurtlarından edilip varoşlara hapsedildiği, ulusal varlığı bile inkâr edilen bir halkın direkt sorunu değildir türban; Öncelikli sorunu ise hiç değildir.

 

Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’da çok daha ağır ve acil sorunların yaşandığı bir dönemde gündemi işgal eden ‘türban’ sorununa yaklaşımımız, nasıl bir özgürlük anlayışına sahip olduğumuzun da ipuçlarını vermektedir.

 

Kemalist rejimin yarattığı ve gerektiğinde iç çelişkilerde kullandığı bu sorunun, (diğer sorunlar karşısında basit kalsa da) giderilmesi her şeye rağmen olumludur. İster eğitim özgürlüğü isterse inanç özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilsin, yasağın kalkmasını savunmak evrensel özgürlük anlayışımızın gereğidir. Bunu yaparken, sistemin iç çelişkilerinde taraf olmamak, iki tarafın da güç kazanmasına katkı yapmamak gerekiyor.

 

Yasağın devamından yana olmak, Kemalistlerin ve yerel ayaklarının “Ergenekon”larına güç vermekten başka bir anlam ifade etmez.

 Yasağın kalkmasından yana olurken de, MHP-AKP ittifakının zihniyetiyle, sinsiliğiyle, küçük hesaplarıyla, milliyetçiliğiyle ve yeni/yeniden bir‘Türk- İslam sentezi’anlayışıyla aynı kulvarda yer almayacak bir yönteme sahip olmak gerekiyor.

Türban konusunda şimdiye kadar ortaya çıkan üç farklı yaklaşım söz konusu:

Yasakçı kesim: Cumhuriyet, laiklik, Kemalizm söylemlerinin arkasına sığınmaya çalışan bu kesim, her konuda olduğu gibi türban konusunda da yasakçı, baskıcı bir tavır sergiliyor. Her türlü hukuk dışı eylemin arkasında olan, üretimde yer almadıkları halde en iyi koşullarda yaşayan, asalakça yaşamlarını Kemalist rejime borçlu olan bu kesimin statükocu tutumları şaşırtıcı değildir.

Karma özgürlükçüler: Türban yasağının kalkmasını isteyen ve bu amaçla ‘üniversitelerde özgürlük’ adı altında imza kampanyası başlatan bu kesim homojen bir yapıya sahip olmadığı için iki alt başlıkta ele alınmalı.

 Genel özgürlükçüler: Aralarında, Mustafa Erdoğan, Ali Nesin, Ferhat Kentel, Atilla Yayla ve Arkadaşımız Cevdet Akbay gibi isimlerin de yer aldığı kesim. Özgürlüğü türbanla sınırlı görmeyen bu akademisyenler, özgürlüğe yükledikleri genel anlamın gereği olarak yasağa karşı bir tutum sergilediler. AKP-MHP kadrolarıyla birlikte hareket etmeleri eleştiriye açık olsa da, genel olarak özgürlükçü tutumlarından dolayı yasağa ‘hayır’ demeleri olumlu ve de anlaşılırdır.

Yerel özgürlükçüler: Mevcut sıfatlarını 12 Eylül’e ve YÖK’e borçlu olan bu kesim, ‘Türk-İslam Sentezi’ anlayışının üniversitelerde hakim kılınması için göreve getirilen insanlardır. Demokrasiyi, kendi anlayışlarına hizmet için bir araç olarak gören bu kesim, özgürlüğü de kendi anlayışlarıyla sınırlı tutarlar. Bunların özgürlük anlayışı türbanla sınırlı ve yereldir. Bu kesim, Kürd öğrencilerin, ‘anadilde eğitim’ isteklerinden dolayı üniversitelerden atılmasına ön ayak olanlardır.

301. Maddenin kalkmaması için çırpınan ve Madımak sanıklarını savunanlar da yine bu kesimdir. Zaten imzacıların yoğun olarak mensup olduğu üniversitelerin yapısına bakıldığında ortalama profilleri ve niyetleri de ortaya çıkar. Bilgi üniversitesinin genel yapısı dikkate alındığında, bu üniversiteden imza kampanyasına katılanların yerel değil, genel özgürlükçüler olduğu kendiliğinden anlaşılır.

İstisnalar olsa da, Gazi, Sakarya ve Selçuk gibi üniversitelerin yapısına, genel katılımına bakıldığında da söz konusu üniversitelerden türbana destek verenlerin yerel özgürlükçüler olduğu kolayca anlaşılır. Bu kesimin önüne bir metin konulsa ve bu metinde; bütün inançlar eşit şekilde özgürlük alanına sahip olmalı, herkes kendi anadilinde eğitim görebilmeli, ortaöğretimden zorunlu din dersleri kaldırılmalı, istiklal marşı gibi ırkçı uygulamalar eğitim sisteminden çıkarılmalı gibi gerçek/genel özgürlükle bağlantılı talepler yazılsa, acaba kaç tanesi imzalar?

 

3-Üçüncü Yolcular: Aralarında Fuat Keyman, Cengiz Aktar, Mithat Sancar, Ahmet İnsel, Mehmet Altan ve Fatmagül Berktay gibi isimlerin de yer aldığı bu kesim, toplumsal olaylarda, karşı durmak ve savunmak dışındaki seçeneğin sadece kayıtsızlık olmadığını ve üçüncü bir seçeneğin olanaklı olabileceğini gösterdiler. Sorunun bireysel özgürlükler çerçevesinde ele alınması gerektiğini savunan bu kesim, duyarlılığın tüm inanç ve düşüncelere karşı aynı oranda gösterilmesini, özgürlüğün bir bütün olarak ele alınmasını ve demokratik bir ortamda tartışılabilmesini savunuyorlar.

 Bu kesimin önemi, türban sorununa getirdikleri çözüm önerilerinden ziyade, coğrafyamızda egemen olan klasik mantığın, ‘ya o – ya  bu’ dayatmasına mahkum olmadığımızı göstermelerindedir. Hem Türkiye’de hem de Kuzey Kürdistan’da ‘ ya o – ya bu’ dayatmasından kurtulup üçüncü bir seçenek sunabildiğimizde, sistemin farklı kesimlerince sunulan çözüm(!) önerilerinden birine mahkûm olmaktan kurtulabiliriz ancak.

 Sonuç olarak, Öncelikli bir sorun olmamasına rağmen, sistem tarafından yaratılıp yine sistemin farklı kesimlerince politik malzeme olarak kullanılan türban yasağının kalkması olumludur. Önemli olan, yasaklara karşı kalıcı bir tutum sergilemek ve özgürlükleri bir bütün olarak savunabilmektir. Kimin hangi değeri ne kadar ve ne için savunduğunu irdelemek, samimi olmayanları teşhir etmek, özgürlüğün karşıtına dönüşmesine engel olmak için bir gerekliliktir.

                

Yorumlar (2 gönderildi):

Gecelerin Yargıcı .. 17 Apr, 2008 01:23:17
avatar
türban yasagının kesinlikle kalkmasını arzulayan bir ogrenciyim ve türban yasagı dısında ozgur dusunce ve her ınsanın kendı dilinde konuşması kenddi kimliyini kullanması ve özgurluyun sadece türban ilen sınırlı olmayıp bütün yasakcı uygulamaların önunune gecmesı için birşeyler yapılmasını gerektıyını dusunuyorum. yazılarınızı takip edıp genelını beyenıyle okuyorum iyi akşamlar.
Leşker .. 23 Jun, 2008 07:02:36
avatar
-Sanırım günümüz Türkiyesinde 'genel özgürlükçülerin' savunduğu bir çok şey hayalden öteye gidemeyecektir.Bu nedenle 'üçüncü yol' olarak bahsettiğiniz kesimin daha mantıklı ve daha realist bir yol izlediğini düşünüyorum.Fakat özgürlüklerin de karşılıklı olarak sağlandığında anlam bulduğuna inanıyorum.Evet türbanın kamusallaştırılması tartışmaya açık bir konudur çünkü türban siyasi bir semboldür.Fakat bir Kürtün kürtçe konuşup,konuşamayacağının tartışılması bile insanlık dışıdır.(Zaten insan hakları evrensel beyannamesini incelerken Kürt halkını göz önünde bulundurursanız 30 maddenin hiç birinin bizler için geçerli olmadığını görürsünüz.)Ayrıca hocam siz yerel özgürlükçülere değinmişsiniz ve istiklal marşı,din dersi gibi ırkçı uygulamaların kaldırılmasını kaçı onaylar diye de sormuşsunuz.Afyon kocatepe üniversitesinde sadece kürt oldukları için okulda baskı gören(maddi-manevi) ve bu baskılardan dolayı neredeyse okula bırakma noktasına gelen öğrencilerin olduğunu bilmek sorunun cevabının gayet net olduğunu gösteriyor sanırım.
-Saygı ve sevgilerimle...

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin
Puanlama
2.00