Değişen Koşullar Yeni Dinamikler Ve Devrimci Tutum
Üçümüz de, siyasette bireysel bir hesap yapmadığımızı, dar anlamda siyasetin içine girmeyeceğimizi, yeni siyasi sıfatlar gerektiren girişimlerin içinde yer almayacağımızı, Nasname’yi bireysel hesapların atlama tahtası yapmayacağımızı kısacası yukarıda aktarmaya çalıştığım ‘profesyonel siyesetçi’ olmayacağımızı ifade ettik. Bu konuda bir karar alma gereği duymadık. Çünkü günümüzde senet sözün yerini alacak
Değişen Koşullar Yeni Dinamikler Ve Devrimci Tutum
Toplumsal dönüşümlerde aktif olarak rol oynayan toplumsal dinamikler, eski yapıdan rahatsız olan, düşünsel ve maddi çıkarını yeni bir toplumsal düzende arayan kesimlerden oluşur. Eskiden rahatsız olup yeniyi isteyenler arasında (ister sınıf ister katman ister tabaka densin) belli bir kesim belirleyici bir rol oynar. Hem Batı demokrasisinin hem de eski demokrasinin inşasında rol oynayan sınıf ve katmanlar arasında belirleyici rol oynayan kesim orta tabakadır. Kürdistan’daki toplumsal dinamikleri ve bu dinamiklerin tarihsel rolünü doğru tahlil etmeden sağlıklı bir örgütlenmeye gidilemeyeceği gibi doğru amaç ve bu amaca uygun doğru araçlar seçmek de olanaklı olmayacaktır.
Son yıllarda hız kazanan ‘yeni veya yeniden’ örgütlenme çabaları sevindirici olmakla birlikte, toplumsal gerçekliği tahlil etme ve ulusal demokratik mücadelede yeni dinamiklerin rolünü görme noktasında yeterli/verimli bir çalışmadan söz etmek olanaklı değil ne yazık ki. Dahası, 1980’den bu yana yaşanan toplumsal hareketlilik ve bu hareketliliğin yarattığı yeni dinamikler görmezlikten geliniyor; sanki hiçbir şey değişmemiş gibi eski şablonlar bu güne taşınmaya çalışılıyor.
PKK dışında kalan örgütlenme çabalarında dikkat çekici nokta, farklı dinamikleri bir araya getirmek ve yeni insanları kazanmak yerine PKK tabanı üzerinde hesapların yapılmasıdır. Kimileri, PKK’den rahatsız olan, küsen ya da dıştalanan insanları “yeni” örgütlenmenin dinamikleri(!) olarak görürken, kimileri de hazır tabandan, potansiyelden yararlanmanın ötesinde yeni bir çaba/arayış içerisine girmemektedir. Bu nedenle, bu iki anlayış da PKK’ye dair düşünce ve söylemlerinde açık/doğru bir yaklaşım sergileyemediği gibi alternatif geliştirme noktasında da umut vermekten uzaktırlar.
Birinciler, yani küskünlere bel bağlayanlar sadece PKK’yi eleştirmekle, olumsuzluklarını dillendirmekle meşgul olurken mümkün olduğunca daha çok insanın kopmasını sağlama ve bunlardan bir güç oluşturma anlayışıyla hareket etmektedirler. Alternatif sunmayan bu dar yaklaşım eleştiride gerekçelendirme zahmetine katlanmadığı için düşünsel olmaktan çok duygusal bir yöntem izlemektedir. İkna edici olmayan ve dönem dönem kaba bir hal alan eleştiriler PKK tabanını incittiği gibi, onların; yönetimdeki hataları görmelerine de engel olmaktadır.
İkinciler, yani PKK’nin yarattığı potansiyelden yararlanmak isteyenler ise, siyasette var olma, bir yerlere seçilme kaygısıyla hareket ettiklerinden PKK’yi kurumsal olarak eleştirmeyi göze alamıyorlar. Bu kesim bazen ağır eleştirilerde bulunsa da bu eleştiri oklarını daha çok belli bireylere yöneltmektedirler. Aysel Tuğluk’un Kemalizm savunusuna sert tepki gösterip PKK/DTP’nin kendisine yönelmemeleri gibi. Tutarsız bir görüntü veren bu kesimin, Öcalan’a yönelik,’Kemalist, işbirlikçi’ söylemine rağmen 22 Temmuz seçimleri öncesinde (Öcalan denetimindeki) DTP ile seçim ittifakı arayışına girmeleri, PKK’nin yarattığı potansiyelden yararlanarak ‘bir mevki elde etmek’ isteğinden başka bir açıklaması olamaz.
Bu yaklaşım, PKK’yi kontrol eden Kemalistleri meşrulaştırmaya yarar sadece. İttifak gerçekleşmeyince,’ Kemalist, işbirlikçi’ söylemleri anlamsız ve etkisiz kaldığı gibi alternatif olma iddiaları da halk tarafından ciddiye alınmadı doğal olarak.
Hepimizin İkilemi Ve Kaygısı
Bir yandan, Öcalan’ın Kemalizm savunusun kaçınılmaz eleştirisi bir yandan da PKK tabanını incitmeme, rencide etmeme isteğinin yarattığı zor bir ikilem yaşanıyor. Tabanın ve gerillanın samimiyeti, fedakârlığı ve ödediği bedeli görmemek ve saygı duymamak devlet politikalarına hizmet olduğu gerçeği, bu fedakârlığın/bedelin Öcalan ve çevresindeki Kemalistler vasıtasıyla sisteme feda edildiğini görmek ve dillendirmek de tabana ve Kürd halkının ulusal demokratik taleplerine saygı duymanın, sahip çıkmanın gereği olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz/kaldırmamalı.
Sistemin bilinçli olarak yarattığı ve PKK tabanı tarafından özümsenmiş olan ‘Öcalan-Kürdlük” özdeşliği yavaş yavaş “Öcalan-Kemalizm” özdeşliğine doğru evrilmektedir. Bu özdeşleştirme kabul gördüğünde Kemalizm eleştirileri de PKK tabanı tarafından tepkiyle karşılanacaktır. Yurtsever/demokrat taban, ‘Kemalizm savunucusu’ noktasına gelmeden onu incitmek pahasına gerçekliği dillendirmek gerekiyor. Ancak Kemalizm ve yerel ayakları eleştirirken yeni açılımlar, seçenekler, alternatif düşünce/pratikler sunulmalıdır. Şayet bu yapılabilinirse hem taban daha az incinir hem de sorunun kişisel olmadığı noktasında inandırıcı olunabilinir.
Yeni Dinamiklere Yer Açmak Gerekiyor Artık
1980 darbesini, uygulanan (24 Ocak kararları) ve uygulanmak istenen ekonomik politikalardan bağımsız ele almak, yaşanan toplumsal değişiklikleri algılamamızı zorlaştırır. Özal ile özdeşleşen ‘Orta Direği Güçlendirme’ söylemi, Batı demokrasisinin inşa edilmesinde belirleyici rol oynayan sınıfın (Burjuvazi) yerel versiyonunu oluşturma, güçlendirme anlayışının bir gereğiydi. Bugün Türkiye’de yaşanan iç hesaplaşma da, 1980’den itibaren uygulanan politikaların oluşturduğu yeni orta sınıfın günümüzde oynadığı, oynamaya çalıştığı rolden bağımsız değildir. Dolayısıyla, Türkiye’de yaşanan toplumsal tabakalar arası hareketliliğin Kuzey Kürdistan’a da yansıması kaçınılmazdı. Bu değişim ve hareketlilik Kuzey Kürdistan’a nasıl yansıdı, nasıl bir değişim yarattı ve hangi dinamikleri ortaya çıkardı?
Kuzey Kürdistan’da, klasik anlamda burjuvaziden ve işçi sınıfından söz etmek olanaklı değildir. Bizdeki toplumsal işleyiş Batı’dan farklı bir seyir izlese de, kendine özgü yerel özelliklerden etkilense de evrensel işleyişten tamamıyla bağımsız da değildir. Dünyada, hem ulusal sorunun hem de demokrasinin esas muhatabı orta sınıf olmuştur şimdiye kadar. Kürd halkının hedeflediği ulusal demokratik mücadele iki yönüyle de orta sınıfın etkin rolünü gerektiren bir mücadeledir. Bu güne kadar orta sınıfın beklenen rolü oynamamasını cılızlığına bağlansa da, bundan sonrası için bu gerekçe inandırıcı olamaz. Çünkü varlığı göz ardı edilemeyecek kadar ciddi bir Kürd orta sınıfı var artık. Siyaset kurumunu bir iş/geçim gibi gören anlayışların bu alandaki egemenlikleri farklı toplumsal bileşenlerin önünü tıkamaya yönelik ciddi bir çabası söz konusudur. Bu nedenle hem bu günkü siyaseti demokratikleştirmek hem de olası bir Kürd yapılanmasının demokratik içeriğe sahip olmasını sağlamak için orta sınıfın siyesetteki rolünün arttırılması gerekiyor.
Kürdistan’da (son 25-30 yılda) sadece katliamlar, işkenceler, göçler ve insanlık dışı uygulamalar yaşanmadı. Aynı zamanda Topraktan kopuş, devletin bilinçli göç ettirme politikaları ve Türkiye’de uygulanan ekonomik politikalar sonucu şehirleşme oranında artış ve bunun sonucu olarak da bir orta sınıf oluştu. Kendi iç dinamikleriyle gelişmediği için Avrupa’dan farklı bir görüntü veren bu şehirleşme (orta sınıflaşma) daha çok eski demokrasi (köleci demokrasi) nin gelişimiyle benzerlikler göstermektedir. Farklılıklarına rağmen iki demokrasi deneyiminin ortak bazı özellikleri de vardır ve bizdeki toplumsal koşullar da bu ortak özelliklerin bazılarıyla benzerlik göstermektedir. Eski demokrasi ile Burjuva demokrasisinin ortak özellikleri hakkında Thomson şunları söyler: “Her ikisi de yeni bir sınıfın, varlığı sanayiden ve ticaretten gelen, köylü sınıfının desteklediği, kalıtsal bir toprak sahibi oligarşinin karşı çıktığı bir sınıfın önderliğinde kurulmuştur; yine her ikisi de meta üretiminin hızla gelişmesinin belirgin olduğu bir dönemde kurulmuştur.” (GEORGE THOMSON, Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler)
Kürd halkının ulusal sorunu ve önceliği, iki demokrasi deneyiminden farklılık gösterdiği için her kesimden insanı kapsıyor. Bu açıdan bakıldığında ulusal soruna karşı çıkanların veya kayıtsız kalanların bu tutumunu tarihsel rollerinde, sınıf/katman çıkarlarında veya zorunlulukta aramamak gerekiyor. Olsa olsa kişisel çıkardan söz edilebilir ancak. Ulusal boyutta sorun yaratmayan ve çıkar çatışmasına neden olmayan birlikteliğin olduğu gibi demokratik yönü de kapsayacak şekilde genişletilmesi olanaklı değildir. Bu noktada (demokratik alan) sınıf/çıkar çatışmaları devreye girer; eski demokrasilerde olduğu gibi. Bu noktada orta sınıfa belirleyici bir rol düşüyor. Kuzey Kurdistan’da gelişmiş bir sanayiden söz edilemeyeceği için burjuva sınıfından da söz edilemez. Köylülerin topraktan kopup işçileştiği, ya da işsizler ordusuna katıldığı, toprak sahiplerinin ticarete başladığı, söz yerine senedi geçirecek kadar etkili olan paranın tüm toplumsal ilişkileri alt üst ettiği, eskiye oranla meta üretiminin önemli ölçüde arttığı Kürdistan’da etkin olmaya başlayan orta sınıf ‘ küçük sanayici, tüccar, esnaf-zanaatkârlardan oluşuyor.
Toplumsal yaşamdaki ağırlığını gerektiği gibi siyasette yansıtamayan, bu konuda geçmişte ürkek davranan orta sınıfın siyasetin merkezine oturtulması Kürd halkının kazanımı olacaktır. Orta sınıfın siyasette etkin olması, yelpazeler arası keskin çelişkilerin giderilmesi ve ortak bir platformda buluşturulması işlevini de görecektir. Keza, orta sınıfa dair bu olumlu düşünceler Liberalizmi çağrıştırsa da ya da Liberalist düşünceyle örtüşse de, toplumların evriminde yaşanması gereken zorunlu bir evre ve bu evrede orta sınıfın oynadığı ilerici rolden dolayı aynı zamanda Marksist bir yaklaşımdır da. Dahası demokrasinin evrensel işleyişi bu evrede orta sınıfa olumlu bir rol biçmeyi zorunlu kılıyor.
Bu Koşullarda Devrimci Tutum Ne Olmalı?
Profesyonel devrimcilik seksen öncesi kuşağın gururla seslendirdiği bir söylemdi. Sınırlı sayıda yönetici ve çıkarcı dışında kalan büyük çoğunluk da bu söyleme uygun bir pratik sergiliyordu seksen öncesinde; beklentisiz, hesapsız ve devrimciliği bir yaşam tarzı olarak benimseme…Günümüzde kendini dayatan, legal-demokratik mücadelede ‘profesyonel devrimcilik anlamını yitirmiştir’ demek devrimciliğe yapılmış bir haksızlık olmaz; tam tersine devrimci değerlerin dejenere olmasına engel olmaktır. Zira, illegal mücadeleden legal mücadeleye geçiş profesyonel devrimcilikten profesyonel siyasetçiye geçiş anlamına geliyor. Üretimden gelmeyen (seksen öncesi devrimcilerden hem üretim içinde yer alıp hem de devrimci değerleri koruyan insan bulmak oldukça zor) insanların siyaseti profesyonelce yapması demek, geçimini bu kurumdan sağlaması demektir. Bu durumda geçim kaygısının siyasetteki duruşunu belirlemesi, doğrularından sapması kaçınılmaz olur. Üretimden gelmeyen bu kesim asalak bir kast olmaya adaydır. Kürd halkı kendi kendini yönetmeyi başardığı zaman bile bu kesimin demokrasi önünde engel olacağı kesindir.
Kendilerine “sosyalist, müslüman, demokrat veya aydın” deyip yönetimdeki yerlerini sağlamlaştırdıktan sonra ‘asker-aydın-bürokratlardan’ oluşan asalak bir kastın çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, halka yabancılaşıp ırkçılığı savunan Türkiye örneğinden ders çıkarmak gerekiyor.
Kürd devrimcilerin yapması gereken şey, yeni legal örgütlenmelerde köşe başlarını tutmak olmamalı. Aksine yeni sıfat gerektiren sorumluluklardan özellikle kaçınmalı ve orta sınıfa siyasette yer açmalıdır. Devrimci olduğunu iddia eden biri, devrimciliğinin üstüne yeni sıfatlar ekleme ihtiyacı duyuyorsa kendisini yalanlamakla kalmaz, gelişkin bir egonun ya da çıkarcılığın kurbanı olduğunu da itiraf etmiş olur. Çünkü yaşayan ve sindirebilen bir insan için devrimcilik politikada yeterli bir sıfattır. Yeni sıfatlar gerektiren sorumluluklardan kaçınmak, siyasetten ve onun gerektirdiği sorumluluklardan kaçmak anlamına gelmez. Tam tersine daha çok sorumluluk, daha çok fedakârlık gerektiren bir pozisyon almak demektir. Geçmişteki profesyonel devrimcilik ne kadar hesapsızlık ve fedakârlık içeriyorsa, aynı insanların profesyonel siyasetçi olması da aynı derecede hesap ve kişisel çıkar içermektedir. Bu nedenle geçiş, ‘profesyonel devrimcilikten amatör siyasetçiye’ doğru olmalıdır. Mevcut koşullar değiştiğinde ve illegalite kaçınılmaz olduğunda tekrar profesyonel devrimciliğe tereddütsüzce geçebilmek için de bu amatör ruh korunmalıdır.
Böyle bir duruş söylemlerimizin daha inandırıcı olmasını sağlayacağı gibi eleştirilerimizde de (kişisel kaygıdan, çıkardan uzak) objektif olduğumuza dair kanıyı güçlendirecektir. Bu da Kürd halkının ulusal demokratik mücadelesine daha çok katkıyı beraberinde getirecektir. Zaten istenen de bu değil mi?
Nasname’nin Duruşu
Bir konuda karar alma gereği duymadan mutabık olmak hem aradaki güveni geliştirir hem de birlikte kaygısızca yürümeyi sağlar. Geçen Aralık ayındaki üçlü (Süleyman Akkoyun, Şükrü Gülmüş ve ben) görüşmemizde,
‘ne yapmalı, nasıl yapmalı, misyonumuz nedir, bireysel beklentilerimiz nelerdir’ gibi genel sohbet sırasında kendiliğinden ortaya çıkan bir sonucu paylaşmak istiyorum.
Üçümüz de, siyasette bireysel bir hesap yapmadığımızı, dar anlamda siyasetin içine girmeyeceğimizi, yeni siyasi sıfatlar gerektiren girişimlerin içinde yer almayacağımızı, Nasname’yi bireysel hesapların atlama tahtası yapmayacağımızı kısacası yukarıda aktarmaya çalıştığım ‘profesyonel siyesetçi’ olmayacağımızı ifade ettik. Bu konuda bir karar alma gereği duymadık. Çünkü günümüzde senet sözün yerini alacak kadar güvensiz (kapitalist ilişkilerin doğal sonucudur bu gerçi) bir ortam yarattıysa da bizim için ‘söyleme, dillendirme hala yeterli bir teminattır. Darısı siyaset yapan tüm eski devrimcilerin başına.



Yorumlar (2 gönderildi):
Kurt sosyolojisinin kavranmasi, maalesef sinif karekterlerinin incelenmesiyle elde edilecek verilere dayandirilmaktan ote bir durum arzedemektedir.Kurtlerde, diger toplumlarin gelisimi ve kendini varetme eylemi-pratigi arasinda neredeyse tam zitlik soz konusur.Bu durum sadece gunumuz veya bir kac yy lik gecmis tarihle alakali degildir,oldukca, koklu ve kokune indikce bir okadar problematik bir sosyo-ruhsal kaos belirlenmektedir.
Bir Kurt icin gunluk basit kavramlarin,tanimlarin ne anlama geldigi bile muammadir.Hic bir sinifsal-ulusal gerceklesmeyi kendi ic dinamikleriyle yasama yetenegini gostermemis bir toplumun ana dilini korumasi da ayri bir inceleme konusudur.Hemen sunu belirtmek gerekir ki bu bu belirlemeler mevcut sosyo-ekonomik bilimlerin kabul gordugu olculer cercevesinde yapilmaktadir.
Kurtlerin,yasamin her alaninda normal toplumlarda gorulmesi gereken tepkilerin-reflekslerin gorulmemesinde her ne kadar hegemon guclerin etkisi olsa da,yapisal anlamda Kurtlerde icsellesmis cesitli sosyal ve ruhsal kanserojik hastaliklar vardir.Bu hastaliklar bu toplumun tum sinif ve katmanlarinda cok acik bir bicimde gorulmektedir.
Bu nedenle Kurtlerin sinif ozellikleri incelenirken her seyden once tum sinif ve katmanlarin ortak ozelliklerinin masaya yatirilip bunun nedenleri uzerinde durulmalidir,bu hastaliklar asilmadan Kurdistan’da hic bir sinif rolunu oynayamaz.
Cokca dile getirildigi uzere dunyada hic bir toplum kendi irkdasina,sinif-katmanina,ailesine ve kendisine bu kadar dusmanlik (Kurtluk bilinciyle) yapmamis-yapmamaktadir.Kurtlerde neredeyse herkes (kendi gercek cikarlarina karsi) potansiyel bir haindir.Kurtlerde kurdice insan-doga-yurt-es-kardes-aile sevgisi yoktur.Insan dogasinda cok onemli bir yer tutan sevgi kavrami maalesef Kurtlerde toplumsal bir olgu haline gelememistir.Kendisine disardan eklemlenen dusunce ve ideolojilerle baskalarina hizmet temelinde terbiyelendirilmis,bu dusunce ve ideolojiler Kurtlerin ozsu,mayalarinin bozulmasina katkida bulunmustur.
Kurtlerin kendi dinamikleriyle yarattiklari iddia edilen Zerdus inanci daha cok Persi’dir.Her ne kadar Kurtlerin kurt olarak insan kalmasinda onemli yer tutan bu ideoloji zamanla dejenere olup daha sonra Islam’in saldirilari karsisinda resmi anlamda yokolunca Kurtler hic bir insani ve toplumsal degeri kendilerince yasayamadilar,Kurtlerin kendi dinamikleriyle var olma tarihi bu olayla sona ermis ve bu durum gunumuze kadar devam etmistir.Buyuk bir sosyal ve ruhsal kirilma yasayan Kurtlerin bir cok isyan-baskaldirilari bu nedenle gercek anlamda milli olmamis,onderlikler her zaman son anda kivirmislardir.Ocalan’in Kurtlerin cikarlarindan cok Turklerin cikarlarindan bahsetmesi bu toplumsal ruhi erezyondan kaynaklanmaktadir,yine Guneydeki onderliklerin kendi yurttasini acliga,sefalete mahkum etmesi bu nedenledir,ve yine islamiyet diyince yerlerinde ziplayanlarin kendi toplumsal cikarlari sozkonusu oldugunda piskince ikiyuzlulukleri de bu nedenledir.
Kisaca tahminim Kurtler ilk tarihsel evrilme kopuklugunu insanlasma,uretim araclarini yaratip kullanma ve kavimlesme surecinde yasadilar ikinci ve buyuk kopuklugu ise islamlasma surecinde.Kurtlerin bu iki surecte toplumsal dinamikleri agir yaralar almis ve bir daha bellerini dogrultamamislardir.Birinci kopukluk buyuk ihtimalle Sumerlere kadar dayanmaktadir kanimca o noktanin iyi incelenmesi gerekmektedir,ikinci ve en agir kopukluk yani Islamlasma sureci ise malumunuzdur.
Butun bunlardan sonra Kurtlerin toplumsal normalitesinin ve bunun devamsalliginin nasil saglanacagi uzerine fikir yurutmek daha anlamli olacaktir.Orgutsel model uzerine soylediklerinizin bir coguna katilmakla birlikte orta sinifa yuklediginiz misyon acisinda tereddutluyum.Cunku bu sinif diger toplumlarda belirleyici rol oynamasina karsin Kurtlerde bu asamada tersi rol oynayabillir-oynamaktadir.Asagi-yukari tum burjuva devrim-evrimlerinde,ozellikle Fransa devriminde onemli rol oynayan orta sinifin devrim surecine dahil olmasi yoksullarin dinamik ve kararli direnisinden sonra olmustur.Yoksullarin direnisine onderlik edenler her ne kadar orta sinifa yakin aydinlar olmussada yuk daha cok mulksuzlerin uzerine binmistir.Devrimlerin genelde motoru mulksuzler,kumandasi ise az mulklu aydinlardir.Orta sinif yapisi geregi kaypaktir ve gucluden yanidir ama devrim yaklastikca guclu olan devrimci dinamikleri desteklerler.Bu genel degerlendirmeyi herkes bilir.Gelgelelim bize.PKK onderliginde gelistirilmeye calisilan Kurdistan devrimini orta sinif diyebilecegimiz kesim desteklemistir ama savasin en kizistigi ve PKK’nin bolgede oldukca etkili oldugu donemde desteklemistir.Bu surecte bir cok zengin ailenin hareketi destekledigine ve hatta bir cogunun daha sonra mulksuzlestigine tanik olduk.Son surecte PKK’nin degisimi,donusumu ve Turkiye’ye eklemlenme cabasi orta sinifi ister istemez isbirlikcilestirmistir.Kurdistan’da orta sinif PKK ve TC tarafindan parsellenmistir.Ayrica PKK’nin savas icinde yarattigi bir orta sinifta sozkonusur.Daha once mulksuz olan bir kesim PKK sayesinde orta sinifa yakin bir mulke sahip olmustur,DTP,HADEP vb cevreleri sonradan mulk sahibi olanlarla doludur.Bu iki orta sinifta mevcut durumda hosnutturlar ve bu dengenin bozulmasindan yana olacaklarini tahmin etmemekteyim kaldi ki her iki kesim sonucta normal olarak kabul ettigimiz ulusal-toplumsal evrilmeyi ideolojik olarak benimsememektedirler.Ve en onemlisi dogacak bagimsiz bir normal toplumsal evrilmeyi savunan yapilanmalara herkesten once bu iki kesimin orta sinifininin saldiracagindan eminim.Cunku bu tur hareketleri cikarlarina zarar verici olusum olarak degerlendireceklerdir.
Sonuc olarak Kurtlerin kaderini bagimsiz ve siniflar ustu tavir takinacak samimi aydinlar onculugunde toplumun her katmanini icine alan,her seyden once Kurtlerin tarihsel evrimlesme surecindeki kopukluklari iyi analiz eden,hareketinin merkezine Insan ve yurt sevgisini oturtan bir olusum belki degistirebilir.Dikkat ederseniz parti demiyorum hareket ve olusum demeyi tercih ediyorum.
Selametle
Cengiz Tas
Sayın Cengiz Tas, haklı olarak toplumsal dinamiklerin bilinmesi için araştırmanın zamansal olarak daha gerilere gitmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca Parti yerine, 'hareket, oluşum' tespiti çok sağlıklıdır. Sayın Tas ile farklı yaklaşımlara sahip olsak da, kafa yorması, emek sarfederek 'ne yapmalı' ya dair önerilerde bulunması memnuniyet verici, kendisine teşekkür ederim.
Yorum yaz