Anasayfa | Yazarlar | Berzan Botî | "Kürd Milliyetçiliği" Ve Kürd Düşmanlığının Üretildiği Entellektüel Bataklıklar

"Kürd Milliyetçiliği" Ve Kürd Düşmanlığının Üretildiği Entellektüel Bataklıklar

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font
image

Kürdistanlı okur-yazarları cazbeden birçok platform, kurum ve inisiyatifte de “milliyetçilik” karşıtı söylemler dikkat çekicidir. Bu alanlarda ‘her türlü milliyetçiliğe karşı olmak’, ‘milliyetçiliğe dur demek’, ‘milliyetçiliğin bir hastalık olduğunu haykırmak’ oldukça popülerdir. Şayet milliyetçilik yerine ırkçılık veya egemen milliyetçilik kullanılmış olsaydı ve “her türlü ırkçılığa/egemen milliyetçiliğe karşı” bir duruş sergilenmiş olsaydı, amaç çok anlaşılır olur ve kimin neye karşı neyin mücadelesini verdiği de belirsizlikten kurtulmuş olacaktı.


Egemenlik ilişkilerinin hüküm sürdüğü her toplumda, egemen sınıf olmanın sağladığı avantajlardan yararlanan “elit” bir tabaka vardır. Ayrıcalıklarını üretim ilişkilerinin neden olduğu sınıfsal konumlarından alan bu “elitlerden” farklı olarak, üretimle ilişkisi olmayan ve sınıfsal olarak da karşıtlar/uçlar içinde yer almayan; bulundukları topluluk ve gruplar içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olan kesimler vardır. “Alt elit” diyebileceğimiz bu kesimler genellikle, sanat, felsefe, bilim, politika, Edebiyet v.s alanlarla ilgili insanlardır. Yeterlilikleri ile kendilerine biçtikleri rol arasında tezatlık olsa da, bu “alt-elitler”in okur-yazarlar için çekim merkezi olduğu bir gerçektir.

Sıradanlığa karşı bir duruş sergiliyor görünmelerine ve sistem karşıtı söylemlerine karşın, bu alt elitler (dolaylı yollardan) her zaman sistem tarafından korunur ve beslenirler. Çünkü sistem(ler)i rahatsız edebilecek kesimleri içine alarak onları ılımlılaştırırlar; sistemle olan keskin çelişkilerine esneklik kazandırırlar.

Türkiye’de, politik alanda da etkin olan bu ‘alt-elitleri’ kabaca, “modern” ve “geleneksel” olmak üzere iki kategoride değerlendirmek mümkündür.

Birinci kategoriye rengini veren ve belirleyici olan Kemalist sol, ikincisinde ise Türk-İslam’dır.

Karşıt gibi görünen bu iki politik elitin bazı ortak özellikleri dikkat çekicidir;

İkisi de “Evrensellik” iddiasında bulunurlar

Dünyanın herhangi bir yerinde Türk ya da İslam ile uzak- yakın ilişkisi olan her mücadeleyi farklı gerekçelerle savunurlar ve bu akrabalarının(!) yerel taleplerinin, evrensel düşüncelerinin/inançlarının gereği olduğunu ileri sürerek yerel olanı yüceltirler, kutsarlar. “Modern” elitler farklı olarak “akraba” olmayan tüm ezilen halklara karşı da bu cömertliği gösterirler…

Kürdlerin benzer ve daha haklı talepleri söz konusu olduğunda ise, yine evrensellik(!) adına ama karşıt bir söylemle yerel olanı küçümserler, bulaşıcı bir hastalıkmış gibi “tedavi ederek” onu yok etmeye çalışırlar. Devletleşmeyi sağlayan Milli/Ulusal tüm söylemleri “ırkçılık” olarak gösterirler ve yerel olanın evrensel olana karşıtlığını işlerler.

Devletin, kaba yöntemlerinden dolayı etkileyemediği ve sistem içine çekemediği kişileri, “evrensellik”,”gelişmişlik”  adına bu alt-elitler yanlarına alabilmekte ve devlet politikalarının inceltilmiş hali benimsetilerek sistem içine çekilebilmekte; etkisiz kılınabilmektedirler.

Bu konuda en önemli işlevi gören alanların başında yazılı/görsel medya geliyor. Geleneksel ve modern alt-elitlerin egemen olduğu medya, bu alanlarda boy göstermek isteyen Kürdistanlı okur-yazarlar için çekim merkezidir adeta. 

Bu “entelektüel” alanda görünmek ve yer edinmek isteyen Kürdler,  kendilerine her hangi bir koşul dayatılmasa da, bu alanda var olabilmek için nelere dikkat etmeleri gerektiğini biliyorlar ve gönüllü olarak ehlileşiyorlar.

Bu gönüllü ehlileşme gereği, hiç yeri yokken, “her türlü milliyetçiliğe karşıyım”, “etnik milliyetçiliğe karşıyım”,  “sınırların ortadan kalktığı bir dünyada ulus devlet istemi gerçekçi değildir” gibi cümlelerle başlayan politik değerlendirmeler yaparlar.

Alt-elitlerin egemenliğinde olan ve adeta birer kast gibi girişi oldukça zor olan bu alanda var olabilmenin bedeli, tarihine, kültürüne ve kişiliğine yabancılaşmaktır. Bu yabancılaşmanın kaçınılmaz sonucu ise, toplumsal gerçekliğe sırt çevirerek bireysel kaygıları yaşamın tek amacı haline getirmek ve bu kişisel kaygılarla bağlantılı olarak sistemin devamına katkı sunmaktır.

Kürdistanlı okur-yazarları cazbeden birçok platform, kurum ve inisiyatifte de “milliyetçilik” karşıtı söylemler dikkat çekicidir.

Bu alanlarda ‘her türlü milliyetçiliğe karşı olmak’, ‘milliyetçiliğe dur demek’, ‘milliyetçiliğin bir hastalık olduğunu haykırmak’ oldukça popülerdir. Şayet milliyetçilik yerine ırkçılık veya egemen milliyetçilik kullanılmış olsaydı ve “her türlü ırkçılığa/egemen milliyetçiliğe karşı” bir duruş sergilenmiş olsaydı, amaç çok anlaşılır olur ve kimin neye karşı neyin mücadelesini verdiği de belirsizlikten kurtulmuş olacaktı.

Ancak Milliyetçiliğin sorunlu bir kavram olması;

Hitler, Mussolini,  M. Kemal gibi en uç faşistlerin yanında, ülkesi işgal edilen ve özgürlük için mücadele eden ezilen halkların da bu kavramla (milliyetçilik) anılması;

Hem işgalcinin hem de işgale uğrayanın da aynı kavramla (Milliyetçilik) anılması ve benzer birçok paradoks, ‘Milliyetçiliğe karşı olmanın’ ne anlama geldiğinin bilinmesini engelliyor.

Bu belirsizliğe rağmen “anti-milliyetçi” söyleme çok ciddi bir rağbet olduğu ve ‘kabına sığmayan’, nitelikli birçok Kürdistanlı gence çekici geldiği de bir gerçektir. Yukarıda sözü edilen “gönüllü ehlileşenlerden” farklı olarak bu gençler, milliyetçiliğin, (yüklenen negatif anlamla bağlantılı olarak) kendilerini yerel olanın dar kalıplarına hapsedeceği korkusu taşıyorlar ve barındırdıkları potansiyeli dışa vuracak daha geniş bir alanın ancak Milliyetçiliğin sınırları dışında olabileceğine inanıyorlar. Bu nedenle de kendilerini gerçekleştirebileceklerine inandıkları “anti-milliyetçi” platformları, kurumları daha yakın görüyorlar.

İçinde yer alanların iyi niyetli, samimi olmaları, Türkiye’deki “anti Milliyetçi” platformların/kurumların devlet politikalarının inceltilmiş halini temsil ettikleri ve esas amaçlarının da Kürdleri ulusal sorundan uzaklaştırmak olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Kürdistanlı gençlerin milliyetçilikten kaçışında, devletçi politikaların ‘alt-elitler’ vasıtasıyla milliyetçiliğe yüklediği olumsuz anlam yanında, ulusal soruna duyarlı bazı insanların milliyetçiliğe yüklediği olumlu ama abartılı ve yanlış anlamlar da etkili oluyor.

Bu abartılı ve yanlış anlam, ‘ulusal soruna sahip çıkmak milliyetçi olmayı gerektiriyor’ gibi bir zorunluluğu dayatıyor insanlara. Burada kast edilen bir ideoloji olarak milliyetçiliktir. Bu yaklaşım, milliyetçiliğin sınırlarına sığmayan insanları (özellikle de gençleri) tedirgin ederek başka arayışlara sevk ediyor.

Yani devletin/devletçilerin bilinçli olarak yaptığını (insanları ulusal sorundan uzaklaştırmak) duyarlı bazı Kürdler de bilmeden yapmış oldular/yapıyorlar…

Her iki yaklaşımın da vardığı yanlış sonuç, ‘Homojen bir toplummuş gibi Kürdleri tek bir ideolojiye, tek tipleşmeye mahkûm etmektir’.

Kapitalizme özgü araçların, özellikle de iletişime farklı bir boyut kazandıran teknolojik aletlerin girdiği her toplumda olduğu gibi Kürdistan’da da, tek bir ideolojinin varlığı olanaklı değildir. Her toplumun ortak ve en önemli sorunu vardır ve bu ortak sorun toplumun büyük bir kesimini birlikte hareket etmeye sevk edebilir; ama bu durum birlikte hareket eden herkesin aynı dünya görüşüne (ideolojiye) sahip insanlar olduğu anlamına gelmez. Bu gerçekliğe rağmen egemen anlayışın yedek gücü olan alt-elitler bilinçli olarak Kürdlerin ortak sorunları (ulusal sorun) etrafında toplanmasını milliyetçilik ideolojisiyle ilişkilendirmektedirler.

Ezen-ezilen, negatif-pozitif, köleleştirici-özgürleştirici gibi ayırımları yapmadan “Kürd milliyetçiliğini” başka, özellikle de egemen maliyetçiliklerle birlikte anmalarının nedeni, milliyetçilik ideolojisini benimsemeyen ve farklı dünya görüşlerine sahip olan Kürdleri ulusal sorundan uzaklaştırmaktır.

Kaynağı toplumsal gerçeklik olan toplumsal/politik kavramların birer soyutlama olduğunu göz ardı eden “anti-milliyetçi entelektüeller”, kaynağına, yani toplumsal gerçekliğe dönemeyen ve bu gerçeklikle ilişki kuramayan bir kavramın da bilimsel, doğru, inandırıcı olamayacağını bilmemeleri olanaklı değildir.  Kürdlerle ilgili olarak Milliyetçilik kavramını kullandıklarında; Kürd milliyetçiliğinden söz ettiklerinde Kürdistan’daki toplumsal gerçekliği bilinçli olarak yok saymaları, devlete olan bağlılıklarının, gizli hayranlıklarının gereğidir.

Çünkü böyle kapsamlı bir kavramın yer-zaman-toplum ve toplumsal çelişkinin türüne/boyutuna göre farklı anlamlar kazanacağını biliyorlar. Zaten toplumsal gerçekliği dikkate alsalardı, Kürd milliyetçiliğini her hangi egemen bir milliyetçilikle birlikte anılamayacağını da görür ve ilericilik, demokratlık, gelişmişlik adına Kürd milliyetçiliğini aşağılama cahilliğini de gösteremezlerdi.

Türkiye’de popüler olan “Entelektüel Bataklıklar”, düşünce üretmiyorlar, aksine var olan düşüncelerin anlaşılmasını engellemek için özel bir çaba sarf ediyorlar.

Bu bataklıklarda, düşünceler, kavramlar sömürgeci politikaları meşrulaştırmak ve Kürdlerin meşru haklarını mahkûm etmek için bir araç olarak kullanılıyor.

Oysa evrensel düşünceler/kavramlar baz alındığında, hem Kürd/Kürdistan sorunun kaynağı hem de bu sorunun nasıl çözülmesi gerektiği çok basittir. Yeter ki kavramların doğru anlaşılmasına engel olunmasın.

İdeolojiye yüklenen anlam; ‘yanlış bilinç’, ya da ‘politik, bilimsel, hukuksal, felsefi, dinsel, ahlak, estetik v.s. düşünceler toplamı’  olsa da, Kürdlerin işgalciliğe karşı mücadelesi ve kendi geleceğini belirleme hakkı, milliyetçilik ideolojisinin sınırları içinde açıklanamaz.

Kürdistan’ın sömürge olduğu ve işgal altında bulunduğu düşüncesi bir realitedir. Realitenin/gerçekliğin yansıması olarak bu doğru düşünce,  ideolojinin tanımlarından biri olan “yanlış bilinç” ile ilişkilendirilemez.

Aynı şekilde, Kürdlerin devletleşmesini isteyen ve bu amaçla mücadele eden farklı kesimlerin, “doğanın işleyişi”, “Kurulacak devletin yapısı”,”estetik ve ahlak anlayışı” v.s. konularda ortak bir düşüncesinden söz edilemeyeceğine göre, ideolojinin diğer bir tanımı olan “düşünceler toplamı” ile de ilişkilendirilemez.

Sömürge bir ülkede, işgalcilere karşı mücadele etmek milli/ulusal olanla bağlantılı olsa da, mücadele edenlerin milliyetçilik ideolojisini benimsemiş olduğu anlamı çıkarılamaz.

Fransa ve Yunanistan 2. Dünya Savaşında İşgal edildiğinde, işgale karşı en büyük direnişi ve kararlı mücadeleyi Fransa’da komünistler vermişti. Aynı Şekilde Yunanistan’da da direnişin en etkili güçlerinden biri sosyalistlerdi. İşgale karşı mücadele etmeleri, (kendini yönetme ve kendi geleceği üzerinde başkasının söz sahibi olmasını engellemeye çalışmak demektir) Fransız komünistlerini ve Yunan sosyalistlerini zorunlu olarak milli/ulusal olan ile ilişkilendiriyordu, ama onları milliyetçi bir ideolojinin savunucuları yapmıyordu. İşgale karşı farklı anlayışların, farklı ideolojilerin ortak mücadelesini milliyetçilik ideolojisine indirgemek yerine, bu mücadeleyi milli bir refleks, ya da daha genel anlamda haksızlığa karşı bir refleks olarak görmek gerekiyor. Anlaşılan birileri ısrarla deoloji ile refleks arasındaki farkı görmüyor/görmek istemiyor…

Başka bir örnek;

Filistin, İsrail işgaline karşı ulusal/milli bir mücadele verirken, dünyanın birçok yerinden sosyalistler/komünistler onlarla birlikte mücadele ediyorlardı; bu mücadelenin kendisi milli/ulusal idi ama mücadele edenlerin hepsi milliyetçi olmadığı gibi milliyetçilik ideolojisini de benimsemiş değillerdi.

Dünyada verilebilecek birçok benzer örnek varken, Kürdlerin işgalcilere karşı mücadelesini ve bu mücadele içinde yer alan farklı anlayışların hepsini milliyetçilik ideolojisinin sınırları içinde göstermek, ezilen halkların (Kürdlerin) milliyetçiliğini de egemen milliyetçilikle/ırkçılıkla özdeşleştirip mahkûm etmeye çalışmak, egemen ideolojinin biçimlendirdiği “entelektüel bataklıkların” bilinçli bir çabasından/saptırmasından başka bir şey değildir.

Kürdistan’da, Ulusal kurtuluş mücadelesinin verildiği bu aşamada, mücadele içinde yer alan farklı kesimleri içine alan bir ideolojiden ve bir ideolojinin belirleyiciliğinden söz edilemez; mücadele başarıya ulaştıktan sonra “nasıl bir devlet” sorusuna verilecek cevap(lar)la ideolojiler devreye girer. Devletleşme aşamasında farklı kesimlerin farklı dünya görüşleriyle bağlantılı olarak ortaya çıkacak birçok ideoloji içinde Milliyetçilik de sadece bu çokluk içinde yer alan ideolojilerden biri olur ancak.

Bu nedenle, bu aşamada “nasıl bir devlet” sorusuna cevabı olan/bir ideolojiye bağlı olan örgütlerin/grupların bir sonraki aşamanın sorunu olan ideolojilerini bu aşamada dayatmaları, mücadele içinde yer alan ve yer alacak farklı kesimlere karşı bir saygısızlıktır. Bu saygısızlık, aynı zamanda ortak sorun etrafında birlikte hareket etmenin önünde de ciddi bir engel teşkil eder.

İşgale karşı mücadele eden herkesin “nasıl bir devlet” sorusuna cevabı şimdilik olmayabilir; hatta bazılarının ileride de bir cevabı olmayabilir. Ama bu durum işgale karşı ulusal mücadele içinde yer almalarına asla engel değildir/olmamalıdır.

Bu noktada anarşistler özgün bir yere sahiptirler. Her türlü otoriteye karşı bir tutum olarak anarşizmin, “her türlü devlet yapısına” karşı olması, Kürdistan’da en büyük otorite olan işgalci devlet(ler)e karşı mücadele etmesine ve ulusal güçler içinde yer almasına engel değildir. Aksine her türlü otoriteye ve her türlü haksızlığa karşı olmaları, işgalcilere karşı mücadele etmek, düşüncelerinin onlara yüklediği bir zorunluluktur.

Sonuç olarak;

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi, dünya görüşü, ideolojisi, inancı ne olursa olsun “ben insanım”diyen her Kürdistanlının ortak ve öncelikli sorunudur. Bu ortak sorun, her hangi bir ideoloji ile sınırlandırılamayacak kadar genel ve herkesi kapsayan insani bir duruş gerektiriyor.

Farklılıkları bu aşamada ön plana çıkarmak veya birincil sorun olarak işlemek sadece sömürgeciliğe hizmet olur. Bu aşamada birlikte mücadele edenler/etmesi gerekenler, “nasıl bir devlet” sorusuna cevap aranacağı aşamada bir birleriyle kıyasıya mücadele edeceklerdir kuşkusuz. Bir sonraki aşamaya ait olacak çelişkileri bu güne taşımak, devletin “alt-elitler” vasıtasıyla piyasaya sürdüğü yanlış ve kirli bilgilerin taşıyıcısı olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. Enternasyonalizm, ümmetçilik, anarşizm veya başka bir anlayış adına ulusal sorundan uzak durmak, insanların uzak durmasını sağlamak da, aynı şekilde sistemin devamına katkı sunmak demektir.

Kürdlerin/Kürdistanlıların kendilerini her türlü kompleksten arındırması, onları bu komplekse sokmayı iş edinen sistemin “entelektüel bataklıkları” ile düşünsel/inançsal bağlarını koparması, milli/ulusal olan direnme ve mücadele etme reflekslerinin yok edilmesi çabalarına prim vermemesi ve kendilerini bir tek ideoloji içinde göstermek isteyenleri ciddiye almaması umuduyla…

Berzan BOTÎ

berzanboti@hotmail.com

 

Yorumlar (14 gönderildi):

Mervan x .. 28 Jan, 2012 04:26:11
avatar
Kutlarim!40 hata 50 yildir Kürd halkının başına bela olan, sol çocukluk hastalığı ve sahtekar ümmetçiliği, felsefi, ideolojik ve bilimsel gerçekliklerle teşhir ve mahkum etmişsin.

Bana göre de, ulusal kurtluşçu anlamda milliyetçi olmayan bir Kürd, sosyalist olamayacağı gibi, evrensele de ulaşamaz.
Ali Amedi .. 28 Jan, 2012 04:42:35
avatar
Sadece sonuç kısmını okudum. Ama anladım meramını. Bir kere ulusal kurtuluşu belirsiz bir ideolojiye havale edişiniz akla ve mantığa uymadığını söylemek isterim. Kurtuluş hak ve hukuk ile olur. Hakkın ve hukukun hakim olmadığı vatanı, toprağı neyleyim? Kişisel bazda da hakk ve hukuku kendi temel felsefesi haline getirmeyenin, kurtuluşu bir halka vadetmesi çelişki değil midir? Daha kendi nefsini özgürleştiremeyenin özgürlüğü vadetmesi ne kadar doğru? Bir halkı (Kürtleri) bir başka halkın hegemonyasından kurtarmak yeter mi? Öyle bir durumda değişen sadece insan rengi olmaz mı? Hakimiyeti ele geçiren insan grupları, deyiminizle, ideolojisini en başta belirtmeden kendi halkına hangi hukuku, veya ideolojiyi önerecektir. Olmasını istediğiniz formülle hangi halk kurtuluşunu yakalayabilmiştir? Biraz ütopik olmuyor musunuz? Aslında olmasını istediğiniz sadece Kürt halkının kendi kendini yönetmesinin sağlanmasıdır. Peki sen ve ben beraber ulusal kurtuluş için hareket ettik bir yere kadar. Türkleri kovduk ve sadece biz bize kaldık. Sen sosyalist veya demokrat, bense şeriatçı. Sene kendi savaşımını vermeyecek misin? Ne olursa olsun ille de kendi ideolojim demeyecek misin? Ben de derim tabi. Al sana ikinci kurtuluş mücadelesi ve sonu gelmez anlaşmazlıklar. Aslında beraberliğimizin en başında bile bu tür sorunları yaşamamız kaçınılmazdır. Yani olmuyor işte sizin formülünüz. Biraz değil tam duygusal düşünüyorsunuz. Akıl var fikir var. Belli bir dünya görüşü etrafında kümelenmemeden birliktelik zor, hem de çok zor. Tabi ki birliktelik olmasa bile, çatışmanın olması gerekmez. Çatışmadan, itişmeden, birbiriyle uğraşmadan fikirlere saygılı bir şekilde herkes kendi mücadelesini verir. Herkes kendi dünya görüşünü, felsefesini, inancını halka sunar en baştan sona kadar. Halk kimi benimserse yönetim de ona geçer. Diğerlerinin yöntime saygılı olmaktan başka seçenekleri olmaz. Varsa muhalefetini yapar, uygun, meşru araçlarla. Bunun böyle olmasından başka bir seçeneği de görmüyorum.
Kurdewar .. 28 Jan, 2012 08:57:53
avatar
Entellektüel birikimi ile halkının vicdanıdır, sesidir. Söyledikleri onun özgür ve cesur duruşunun ürünü olduğu için, aykırı da olsa saygı duyulmalıdır.

Bataklıkta saplanmış kalmış kişinin gerçek anlamda entellektüel olmadığı, sadece öyle görünmeye çalıştığını biliyoruz. Bunlar esen rüzgara göre yön değiştirecek kadar duruştan yoksun, ödlek ve bilinçsiz kişilerdir.

İdeolojik angajmanlara takılıp milli görev ve sorumluluklardan kaçmak ikiyüzlülüktür. Her toplum gibi heterojen bir yapı arzeden Kürd toplumu da siyasi tercihlerine uygun farklı partiler üzerinden ses verecektir, bundan doğal bir şey yok.

Yeter ki, amaç Kürdistan'nın kurtuluşu olsun. Farklılıklar zenginlik yaratır.
MAZGİRTLİ .. 29 Jan, 2012 12:26:25
avatar
Tesekkürler Sayın Boti..
Bu kadar net izahtan sonra halada anlamayan yada anlamak istemeyen ler çikacaktir...Gelinen nokta da bunu gösteriyor...
Dilovan .. 29 Jan, 2012 12:54:50
avatar
Bu ciddi akademik makaleyi anlayamayanların "Kürd" ve "Kürdistan" kelimelerini kullanma gerekçelerini nasıl izah edeceklerini ciddi ciddi merak ediyorum doğrusu.

Paylaşımcı egemenler her ne kadar içini boşaltıp "holdinglerin anavatanı" olarak yorumlamışlarsa da "pozitif milliyetçilik" denen şey aslında tam da budur.

İtiraz edilecek endişesiyle izah edeyim: Sizden üstün olduğunu, dolayısıyla sizi sömürmek hakkına sahip olduğunu söyleyen bir kişi veya zihniyete, hayır ben de bir ulusun evladıyım ve seninle her konuda aynı hak ve hukuka sahibim demek ırkçılık, faşizm veya en masum haliyle ayrımcılık değil, aksine ayrımcılığa meydan okumadır.

Devlet kurulduktan sonra ne olacağını kimse tahmin edemez, ama herkes ne olması gerektiğinin pekala farkındadır.

Eninde sonunda Demokrasi denen birşey var. Sosyal ve sivil örgütlenmeler var. Seçimler var. Tabi en başta demokrasiyi hazmedebilecek insanlar lazım.
Barzan .. 29 Jan, 2012 01:38:51
avatar
Brèz Berzan.kutlarim.Kùrd ulusunun kàdim kom§ulari;Bizans.Ermeni.Kildani.Ibranileri kawim dini ve ulusal zulmle bitiren yabanci goçmen uluslar ve dini kawimler oldu.fetih ve çapul sonrasida din karde§ligi ilà ortak vatan riyakarligi yaptilar yapiyorlar.Bu karni aç. eli uzun. gozu donmù§ barbarlarin kafasi yoksulluk kokan sofralarindan yoksul.Sizin egemen sinifin alt eliti dediginiz entelektuelerin ulusal zulmle teslim aldiklari ve kendine mal ettikleri bu cografyanin yerle§ik kàdim uluslarin kùlturleriyle uçube bir devlet ulusu ve devlet millyetçisi oldular.Kùrd ulusunun tarih bilinçine ve kùrdperest kùrdistani zihni bilincinin kaynagi;kùrd aydinlaridir.bizi i§galçi devletle hesapla§mayi ve zaferin teminati kùrd ulus bilincidir.ufuk açici oldunuz.selamlarla.
Lamia .. 29 Jan, 2012 06:51:14
avatar
Tebrik ve teşekkürler...
ariyan .. 29 Jan, 2012 07:02:48
avatar
Kahraman Türk Ordusu’ hayalleri
Türkler ‘kahraman ordu’ ile Türkiyede yaşayan insanları oyalıyor. Türk’lerin önemli bir kısmı, Türk ordusunun kahraman olduğuna ve çok güçlü olduğuna inanır. Hatta ve hatta hiçbir ordunun Türk ordusu ile savaşamayacağına inanır. ‘Çanakkale zaferi’ yalanı, ‘Kurtuluş savaşı’ yalanı, ‘Plevne savaşı’ yalanı, ‘Mercidabık savaşı’ yalanı, ‘İnönü zaferleri’ yalanı, Kocatepe yalanı ve diğer hayali ve yalan savaşlar ile kitlelerin düzgün düşünmesini engellemiştir. ABD eski genelkurmay başkanı Richard Myers’in yaptığı açıklamaya gösterilen tepkiler, yalan tarih ve hayali kahramanlığın insanları nasıl bir duruma getirdiğini gösteriyor.

Türk ordusnun çok kahraman olduğunu düşünen herhangi birisine, komşuları, akrabaları, tanıdıkları arasında kaç kahraman olduğu sorulursa, herhalde %99.9’u tek bir tane göstermez. Akrabalarının, komşularının, hemşehrilerinin; korkak, çıkarcı, yalancı beceriksiz ve işe yaramadığını söyler. Kendisini kahraman görenler ise sadece serserilerdir.

Peki ‘kahraman ordu’ kimlerden meydan geliyor?

Türk ordusu ‘mehmeçik’ dedikleri zorla askere götürülen ve gitmeğenler ile ilgili sert cezaların uygulandığı kişiler ile, bizim ‘mehmetbig’ dediğimiz, paralı asker takımıdır.

Mehmetçik; zorla askere götürülen ve heryerde ezilen, horlanan, hakarete uğrayan takımdır ve bir an evvel ‘kahraman olmaktan’ kurtulma yolunu arar. Belirli herhangi bir ‘mehmetçik’ kendisini kahraman görmediği gibi, kendisi gibi olanların kahraman olduğuna zerre inanmaz. Hele hele subayların hırsız, zalim ve kadınlarının esiri olduğunu düşünür, onlar ile ilgili hiç te pozitif hislere sahip değil. Fırsatını bulsa belki bütün subaylarını kurşuna dizer.

Mehmetbig ise para ve mevki derdindedir. Onun için ‘asker ocağı’ ekmek ocağıdır ve oldukça büyük ekmek ocağıdır. Bunlar askeri uçaklar ile, askeri gemiler ile narkotika ticareti yaparlar. Rüşvet alır, soygun yapar, ihale işleri ile uğraşır ve kesinlikle ‘domuzluk’ yapmazlar.

Bu takımın, her aile ferdinin günde 18 paket sigara içenleri olduğu gibi, F16’ları maydanoz almaya gönderen generaliçeleri de vardır. Bu paralı asker takımı, tebası olan insanların hepsinin beş paralık olduğunu, cahil olduğunu ve tebanın varlık gerekçesinin kendisine hizmet olduğunu düşünür. Gerektiği zaman başbakanlarını ipte sallandırır, reisicumhurlarını kurşunlatır, zehirletir, gerektiği zaman da birkaç tank yürütür ve kahramanların temsilcileri süt dökmüş kediye döner.

Bu paralı zabitan takımı etrafındaki hiçbir zabita güvenmez ve diğer zabitanın kendisinin kuyusunu kazıdğını düşünür ve bilir. Türk Deniz Kuvvetleri komutanı’ın günlüğünde analatınlar bu durumun cüz’i bir kısmıdır.

Kahramanlık nutuklarını atanlar; çıkınları büyük, soygunları büyük, rüşvetleri büyük, vukuatları büyük olanlardır. Bu takım, esas olarak devşirmelerden ve Balkan devşirmelerinden meydana geliyor. Kendilerini feda etmeğe hazır olduklarını söyleyen zavallılar da, Demirel sülalesinin, Kemal Uzun ve çocuklarının, Kenan Evren ve damadının, Çağlar ve diğer Balkan göçmenlerin zenginliğine zenginlik katmak için ölmeğe hazır. Onları hazırlayan, dolduruşa getiren en önemli medya da bir Bulgar devşirmesinin şefliğini yaptığı Aydın Doğan’ın medyasıdır.
Fakat bu sefer devşirmeler ikilem içerisindedir ve savaş çıkarmaları oldukça zordur. Çünkü savaş’ın iktidarlarıını bitireceğini biliyorlar.

‘Kahraman ordu’ kahraman olmayan ve kendisinden çok daha küçük ordular ile bile savaşa kesinlikle girmez ama hava atmaktan da geri kalmaz.

Bir Selçuk, Osmanlı geleneğidir. Selçuk, Osmanlı ve Türk orduları düzenli ordular ile savaşamazdı. Selçuk ordusunun düzenli ordular ile savaşı olmamıştır, Osmanlı ordusu ise Çanakkalede, Alman generallerin komutası altında ve alman nöbetçilerin nöbetinde düzenli bir ordu ile savaşa (ölüme) gitmiştir. Çanakkale savaşı zamanında Osmanlı genelkurmay başkanı Alman bir generaldir, savaşı idare edenler de alman subaylarıdır.

(‘Çaldıran Savaşı’ dedikleri şeyin ne olduğu belli değil. İran kaynakları olayı farklı değerlendiriyor ve Yavuz’un kaçtığını yazıyorlar. Osmanlı, Kürtler ile anlaşmış, savaşın olduğu oldukça şüphelidir.)

Osmanlı’nın yükselme dönemi dedikleri süre içerisinde de düzenli ordular ile savaş yok. İslam alemi siyasal ve askeri bunalım içerisindeydi. Siyasal ve askeri güçler parçalanmıştı. Osmalılar (Selçuk ve Moğullar da) küçük beyliklerin, halkını katliamdan geçirerek yenmeği başardılar. Askeri zafer yok.

Osmanlı ordusu, son savaşlarında, Balkanlarda, silahlı küçük guruplara yenik düştü, Arabistan ve Kuzey Afrikada da aşiret güçlerine fena halde yenildi. Ama devşirme takımı yenilgiyi zafer ilan etti. Atatürk’ün (Atatürk o zaman önemsiz bir subaydır) en büyük kahramanlığı, ait olduğu ordunun yenilmesi ve savaştan kaçmasıdır. Ama en ‘Büyük Kahraman Türk Atatürk’tür.

Osmanlı ordusunun başka ülkeleri ve toprakları işgal edebilmesini sağlayan, sayı üstünlüğü idi. Çok kalabalık ordular ile küçük toprak parçalarına saldırıyorlardı. Çok sayıda asker ölüyordu ama sayıları fazla olduğu için hedefledikleri toprağı işgal edebiliyorlardı. Barutlu silahların geliştirilmesi ve yoğun kullanılması ‘kalablık ordu’ faktorünü ortadan kaldırdı ve Osmalı da bitti.

Hiçbir savaşa girmemiş bir ordunun savaşkanlığı, kahramanlığı da bir Türk icadıdır. Türk ordusu İngilizlerin verdiği destek ile kuruldu, ABD’nin, NATO’nun verdiği destek ile ayakta kalabildi,. O destek artık yok. Türk ordusu çözülmek zorundadır. Kürtler ile savaşa girerse çözülme süreci çok daha hızlı ve köklü olur.

‘Kahraman ordu’nun tek bir marifeti olmuştur. Silahsız sivil kurt insanları öldürmek

Devşirmelerden meydana gelen ordular; insana, toprağa bağlı olmadıkları için ve geçmişi, yani tarihi olmadığı için de sivil insanları öldürmek, köyleri, şehirleri yıkmak yağmalamak ve talan etmekte ustalaşmıştır.

Fakat artık ‘kahraman ordu’nun ‘savaşması’ oldukça zor. Savaş havası ile durumu idare etmeğe çalışıyor. Devirler değişti ve sivil insanları katliamdan geçirmenin adı savaş değil.

‘Kahraman ordu’ sivil insanlara karşı şiddet uygulayamaz hale geldiği zaman dağılır, devlet son bulur. Selçuk, Moğul ve Osmanlı orduları sivillere karşı şiddet uygulayamaz hale geldikleri zaman yok oldular, Türk ordusu da aynı süreci yaşıyor.
ersin imer .. 30 Jan, 2012 03:40:01
avatar
Ariyan .. Sen uzaydanmi geldin arkadas, yada hic tarih veya savas tarihi okumadinmi ? Avrupada cikan birkac savas tarihi kitaplarini oku. Ørnek: John Keegan in buyuk savas tarihi kitabi, örnek bernard Lewisin Ortadogunun iki bin yillik tarihi kitabi. Hangisini acarsan ac bak, orada acikca yazar Türk ordularinin savas kabiliyetini. "Steplerden inen türkler diger kavimlerler karsilastirilamayacak kadar elit askerlerdi" der bernar luis Söylediginin tamda aksine türk ordulari düzenli ordulari yenmislerdir hep, ama kendileri istanbuluk fethine kadar duzenli ordu degillerdi. Avrupanin duzenli ordulari türk - mogol asimetrik savascilari karsisinda dagiliyorlardi. Batu Kaan 1241 de avrupadaki en guc duzenli ordu olan macar ordusunu bir savasta yoketmistir. Bizans duzenli ordu degilmiydi ? sirp ordusu duzenli ordu degilmiydi, mohac meydan savasi nasil kazanildi. Kubilay bütün cin ordusunu nasil darmadagin etti ve bütü cini ele gecirdi bir fikrin varmi ? Tatarlar 250 sene bütün rusyayi nasil elde tuttular savasma yetenegi olmadan dusundunmu ? nigboluda birlesik kacli ordularinin nasil dagildigini okudunmu avrupa kaynaklarindan ? 9 tane hacli seferinin yaridan fazlasinin selcuklular tarafindan karsilandigini bilirmisin ? Ayrica ac birkac avrupali kaynak oku, Attilanin butun avrupanin duzenli ordularini nasil dize getirdigini ve papanin nasil aman diledigini avrupa kaynaklarinin kendisi yaziyor.. Türkce tarafgir olabilir evet ama evrensel kaynaklar herkese acik .. Kolay gelsin.
antepli .. 30 Jan, 2012 04:28:36
avatar
Sayin nasname yöneticileri dün ariyan arkadasin yorumuna karsi yazdigim yorum malesef yayinlanmadi,sizler Nasnameyi özgür bireyler toplulugu olarak göstermenize ragmen,yorumlarinizda milliyetci,kafatasci ve ayrimci yazililar ve yorumcular en üst düzeyde bulunmakta,sizler türk milliyetciligini kötülerken kürd milliyetciligini kutsal sayarak barisa ve birlige hizmet etmediginiz gibi ,irkciligi körüklüyorsunuz,eger ben ve benim gibi liberal ve barisi ön plana cikaran yorumlarimiz ,kimseye ve hicbir halka hakaret icermeyen yazilarimiz yayinlanmayacaksa,o zaman Nasanameyi okumamiza veya yorum yapmamiza luzum kalmamis öluyor.
SAYGILARIMLA
ferzende .. 31 Jan, 2012 02:10:22
avatar
Ulusal kurtuluş mücadelesi verdiğini söyleyen bir kişi başkalarını ötekileştirmez.tamda sol ideolojinin getirdiği içi boş tez-antitez ikilemine uygun bir söylem.Bir taraftan ulusal mücadeleden bahsedeceksiniz.Diğer taraftan sizin yanınızda yer almayanları "entellektüel bataklıklarda boğulanlar veya kaybolanlar " olarak niteleyeceksiniz.
Ulusal mücadele vere bilmek ve onuda sağlam bir zemine oturtmak için önce toplumun sosyolojik bir tahlilinin yapılması gerekir.Bizim toplumumuzun bilinç yapısı,inancı,çektiği acılar ve sıkıntılar,sol ideolojilerin toplumda oluşturduğu tahribat ve travma... gibi somut değerlendirmeler yapmalı,sonra meydana çıkılmalıdır.Sol ideolojiyi temel alan ve kendi dışındaki inanç ve ideolojileri belli bir kalıba sokarak ulusal mücadeleye karşı gibi göstermek bence yapılan en büyük yanlış ve haksızlıktır.
Sol ideoloji şimdiyen kadar ve halen sınıfların mücadelesi dışında bir şey üretememiştir.Zaten sol literatür bunun üzerine kurulmuştur.Yukarıda "BARZAN " diye bir kardeşimizin yorumunu okuyunca işte tam sol jargon dedim kendi kendime.Kendisi dışındaki veya kendi ideolojisi dışındakileri gerici,yobaz,eli uzun,cahil sahtekar olarak gören bir zihniyetle nereye kadar yol alırsınız?Bence hiç yol alamazsınız.Çünkü kendi doğrularını size dayatacak,siz kabul etmeyince de sizi ezmeye çalışacaktır.
Sayın yazarında içinde bulunduğu bu jargonu önce ortadan kaldırmak,ondan sonra sosyolojik bir tahlil yaparak topluma nasıl ulaşılacağını tespit etmek gerekir.Böyle her kesi bataklığa batmış,sadece kendisi kurtulmuş veya kendisini doğru kabul edenler kurtulmuş havasına girenler biraz da eleştirdikleri şeyhlere benzemiş olmuyorlar mı?
Barzan .. 31 Jan, 2012 04:25:26
avatar
Ferzende Bra.Anadolu,mezobotanya,kùrdistan ve Bati Ermenistani mezarliga çeviren.Gittigi yerde sefalet ve cehalet birakan .ùretimden becerisinden yoksun asalak osmanli Asker devleti deyilmi?yenilen Osmanli 1920 den sonrada xanedan aile artiklari ve yenilen askeri kurmaylarinin saf deyi§tirip sultani kovma kar§iligi ismine tirk denilen devlet ulusu,tirk olmayan tirk devletini kurmadilarimi?derin analizler beni a§ar.hakli olabilirsiniz.solcu yada ba§ka isim bana anlamsiz geliyor.ozur dilerim.hatta gùlùnç geliyor.oldukça geçikmi§ kùrd olma çabasindayim.Te§ekùr ederim.uyarici oldunuz.selamlarla.
Osman TAN .. 01 Feb, 2012 12:08:09
avatar
Barzan, osmanli kürdlerin neresini felakete cevirdi hele bana bir anlat. Bizansin baskisindan kurtuldunuz türkler anadoluya geldide, osmanli 600 senede size ne gibi bir baski yapti neyinizi yasakladi ? ôzgür bir devletiniz vardida neden bizansin farsin arabin kiskacinda eziliyordunur. Osmanli irkcilik yapmadi, eger yapsaydi sen simdi ortada olmazdin.
Barzan .. 01 Feb, 2012 04:04:32
avatar
Osman Tan.çok kabasin.varligimi osmanliya bagliyaçak kadar.Biz kùrdlerin safevi ve osmanlidan farkli yanimiz merkezi olmayan devletlere sahip olmamiz.Ekonomisi uretime dayanmayan osmanlinin saray zenginligi nereden olabilir?Arabin cihad,fetih.enfal.Dar-ùl harp.Dar-islam osmanliya geçince var siz hesap edin.Dinsel saldirganligin egemenligine ne denir?Yerle§ik cografyada olan biz kùrdlerdik.seyar ve çapulcu olan osmanli hanedan ailesi etrafinda kulelenmi§ askeri devlet karabaligiydi.mahhaleye boldozerle girmi§ sarho§ sùrùcùden ne farki vardi?sorunuz iyi. Ama kùrd tarih bilincinden yoksunsunuz.size once kùrd devletlerini sonradan daginik çapulcu parali osmanli a§iretlerini anlatmak zahmetli olacak.osmanlidan gùnùmùze çapulcu devlet kanit deyilmi?Arabin çapulculugu ne adina ise osmanlinda oydu.Bu zùlùm ve irkcilik olmazmi?Kendini kùrd Kabullenmeyenin yabanciya baki§i farkli olur.siz o tanima girermisiniz bilemem.yanilmiyorsam benim varligimi ve kendi varliginizi osmanliya bagliyorsunuz.yanildimmi.Oysaki sahidli,nikahli Anne ve Babamin evladiyim.Gocebe tirkler.Emperyal bizans devlet brokrasisi.saldirgan Arabi Cebri islam.bu 3 Barbarlik Felaketin kendisi oldu.Geçmi§e ozlem barbarliklarinin kaniti deyilmi?Hem emperyalizm kar§iti olacaksin.hemde geçmi§ osmanli emperyal ruyasi goreceksin.selamlarla.

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu: