Anasayfa | Yazarlar | Aziz Gülmüş | Savulun Şükrü Hoca Geliyor!!!......

Savulun Şükrü Hoca Geliyor!!!......

Yazı boyutu Decrease font Enlarge font

 

       Hastanenin serum ve ilaç kokan koridorlarından yürürken, sağda-solda banklar üzerinde yatan, elinde tahlil ve laboratuar sonuçlarını doktorlara gösterecek kalabalık arasından sıyrılıp elimdeki evrakı çatık kaşlı hastane odacısına uzatıyorum. Kızgın ve suratı asık bir şekilde “bekle” diyor. Çaresiz bekliyorum. Görevli evrakımın üzerinde bir şeyler karalayıp, ek bir forma adımı soyadımı yazıp başka bir polikliniğe gitmem gerektiğini söylüyor. Alacağım alt tarafı bir Sağlık kurulu raporu için bu kadar bekletilmem hoşuma gitmiyor, Evrakımı elime alıp baktığımda GÜLMÜŞ olan soyadım “GÜMÜŞ” olmuş. Tekrar geri dönüyor ve görevliye soyadımın yanlış yazıldığını söylüyorum. Adam yüzüme pis pis bakıp : “Ne olacak kardeşim, burada tahliller karışıyor ve adam vıııjjjttt ,! Öte tarafa transfer oluyor. Senin soyadında bir harf eksik yazılmış dünyanın sonu mu?” deyip evrakı yüzüme fırlattı. Hiçbir tepki vermeden sonraki polikliniğe doğru yola çıktım. Az önceki görevliye benzer başka bir görevliye evrakımı uzatıyorum. Yine aynı işlemler ve aynı muamele devam ediyor. Hemen soyadıma bakıyorum. Bir de ne göreyim soyadım bu kez “KÜMÜŞ” olmuş. Bu kez hiç tepki vermeden kaderine razı bir şekilde bir başka polikliniğe gidiyorum. Epeyce bir beklemeden sonra evrakımı görevliye uzatıyorum. Görevli başka bir forma tekrar gerekenleri yazıyor ve bana uzatıyor. Soyadıma baktığımda dünyam kararmıştı. O güzelim soyadım “KÖMÜR” olup çıkmıştı. Öfkeden çıldıracak gibiydim. İçeriye görevlinin yanına kadar sokuldum ve boş bulunan bir sandalyede adamın işinin beklemesini ve soyadımı düzeltmesini bekledim. Kendi kendime de “Allah, Allah GÜLMÜŞ nereeee? KÖMÜR nere? Diye söylenirken meğer yüksek sesle şöyle demişim “Bunları hocaya yazmak lazım” O anda görevlinin sert ve bir o kadar da öfkeli davudi sesi yankılanmaya başladı:

---  Kime ? Kime yazacaksın bakalım ?
--- Hocaya, hocaya ..!!!
--- Hangi hocaya ?
--- Şeyy.. Şükrü hocaya 
Dedim.

Görevlinin surat şekli bir anda değişti. İşini bırakarak hemen yanıma oturdu.

--- Sen Şükrü Hoca’yı tanıyor musun? Dedi.
--- Evet dedim. Hatta akrabam olur.

Başka servislerden gelen görevliler de başıma toplanmaya başladı. Kendi aralarında bana bakıp fısıldaşarak konuşuyorlardı.

--- Arkadaş Şükrü Hoca’nın akrabasıymış,

    Bütün görevliler etrafımda fır pervane, biri bana çay söylüyor, diğeri evraklarımı alıp işlemleri kendileri yürütüyor. Velhasıl bir anda kendimi Bakan veya Milletvekili yeğeniymiş gibi görmeye başlıyorum. Bana gösterilen bu ilgi alakanın nereden kaynaklandığını da bir yandan düşünmeye başlıyorum.  Kendi kendime “Yahu Şükrü hoca sen neymişsin be, senin kıymetini anlamamışız vayyy be .!! “ diye söylenip duruyorum.

      Öğlen yemeği paydosunda oradakiler beni de yemekhaneye yemek yemeye davet ediyorlar. Bu fırsatı kaçırır mıyım? Birlikte yemekhaneye indik. Ayrı bir masa tahsis edildi görevliler etrafımızda pervane… hemen aşçı çağırıyorlar ve benimle tanışmasını istiyorlar;

--- Bu arkadaş Şükrü hoca’nın akrabası .

     Aşçı:

--- Hangi Şükrü hoca ? diye sordu.

Beni tanıştıran görevli :

--- Hastanemize yeni atanacak olan Baş Hekim Şükrü hoca… dediğinde.

Meseleyi anlamıştım. Bunlar bizim Nasname Editörü Şükrü hoca ile Baş hekimi karıştırmışlardı. Tabi renk vermeden rolüme devam etmeliydim yoksa bokumuz çıkarsa bir de güzel bir dayak yemek vardı işin içinde…

Aşçı:

---Hoş gelmişsiniz efendim, ne arzu ederdiniz ? dedi.

Ben hiç bozuntuya vermeden:

---Şu yemeklerin her birinden birer kepçe koy bakiyim dedim.

Aşçı yemek getirmeye giderken, ben bu işi nasıl daha ileriye götürürümün hesabını yapıyordum. Ama açık vermemek kaydı ile.

     Adamlar benim hastaneyi keşif etme gibi bir görevle Şükrü hoca tarafından gönderildiğimi sanıyorlar. Böyle olunca da vıcık vıcık yağ çekmeler, yalakalıklar diz boyu…

     Görevlilerin soruları da yağmur  gibi :
--- Şükrü hoca nasıl biri ?
     Öteki:
--- Çok sinirli mi ?
      Diğeri :
---  Disiplinli mi?
    
      Başlıyorum yavaş yavaş anlatmaya,
--- Valla arkadaşlar Şükrü hoca çok sinirli, tam bir deli, üstelik adam döver, kimseyi takmaz, babasını bile affetmez, hatta bir seferinde az daha annesinin başını gövdesinde ayırıyordu.

     Görevlilerin yüzleri sap sarı oldu bir anda ve birbirlerine bakarak:
--- Oğlum desene biz boku yedik, valla bu adam iflahımızı kesecek.
      Öbür görevli gülerek cevap verdi:
--- Oğlum siz derdinize yanın benim şunun şurasında emekliliğime bir ay kaldı. Asıl boku yiyen sizlersiniz.

       Moralleri iyice bozulmuştu. “Böyle bir adamla feriştah olsan baş edemezsin” diye söylenirken:

  --- Hoca şimdi nerede ? diye sordu.

Bende yalan yok doğrusunu söyledim.
--- Hoca şu anda Almanya’da dedim.
     Görevlilerden biri:
--- Tabi adam Tıp kongresine falan gitmiştir. Dedi.
     
     Korku ve endişelerini görürken zevkten dört köşe oluyor, daha da korkmaları için başladım anlatmaya:

--- Bakın hoca 11 yıl cezaevinde de yatmış. Dediğimde görevlilerin surat ifadeleri karma karışık olmuştu.

---Ne diye cezaevine girdi?
---Bilmiyorum ama her halde birkaç kişiyi öte tarafa göndermiş diye duydum.
---Neeee ..!!! yani adam katil mi?
   Dediğinde ben sakin bir şekilde:
---Ne katili kardeşim adam adeta kasap önüne geleni haklıyor, kimseden korkusu falan yok.
    Söylediklerimi sakin bir şekilde dinleyen bir diğeri:
---Nereli bu adam ? dedi.
---Batmanlı. Dedim
---Yani şeyyy Kürt mü?
---Evet
dedim.
    Adam gülerek:
---Benim de anne tarafım Kürt dedi
--- Valla hoca Kürtleri çok sever, ama yanlışı olursa da kardeşi bile olsa affetmez. Dediğimde adamın az önce gülen suratı bir anda asılmıştı.
     Görevlilerin morali bozulmuş ama ben iştahla önüme gelen altı-yedi çeşit yemeği ve salata ile tatlıları götürmekle meşguldum. Hatta bazı sorularına yanıt vermekte zorlanıyordum.

---Yani bu adam biraz deli gibi değil mi ? diye soran görevliye başımla “Evet biraz öyle” diye yanıt verdim çünkü ağzım dolu olduğundan sözle yanıt veremiyordum.

     Yemekten sonra çaylarımızı getiren aşçı yanıma oturdu. Diğerleri evraklarımı getirmek ve işlemlerimi sonuçlandırmak için dışarı çıktılar. Aşçı bana nezaketli bir şekilde:

--- Abi lütfen ismimi hoca’ya söyleyin, yaptığım yemekleri beğenmeyen yoktur. Çok nefis yemekler yaptığımı herkes bilir. Görevime de son derece bağlıyım daha bir gün bile izin almış değilim. Dedikten sonra fısıltılı bir şekilde: “hoca en çok hangi yemekleri sever ?” diye sordu.
--- Valla bildiğim kadarıyla Kuru fasulye ve pilava bayılır tabi yanında soğan olması şart dedim.
--- Abi benim kuru fasulye ve pilavlarım çok meşhurdur. Herkes çok beğenir inşallah hoca da beğenir. Dedi. “İnşallah” dedim.

      Evraklarımı getiren görevliler işlemlerimin bittiğini ve başka bir emrimin olup olmadığını sordular. Ben gayet ciddi bir ifadeyle :”sağolun arkadaşlar inanın bu yaptıklarınızın hepsini hoca’ya anlatacağım” dediğimde yüzleri açılmış ve gülmeye başlamışlardı.

       Benimle hastane çıkışına kadar geldiler ve yürümekte zorlandığımı görünce de “durun size bir taksi çağıralım minibüs durağı bayağı uzakta oraya kadar yaya yürümek  zor” dediler ve hemen telefonla hastanenin taksi durağından bir taksi önümde durdu. Arabaya binerken “Hocamıza selam söyleyin, saygılarımızı iletin” dediklerinde “Olur söylerim” dedim. Minibüs durağında indiğimde taksi şoförüne para uzattığımda : “Hayır alamam” dedi. Tüm ısrarlarıma rağmen parayı veremedim. “Abi hastaneye işin düşerse ara, emrin olur” dedi. Teşekkür ederek minibüse bindim. Yolda gelirken kendi kendime “yaşadıklarımı hocaya anlatacağım eğer uygun bulursa sitede yayınlatırım” dedim.  Ama yazının başlığını mutlaka hoca’nın vermesi gerektiğini düşünüyorum. Sonra hoca ile görüştüm ve olanları anlattım. Mutlaka yaz dedi ve başlığını da söylemesini istedim bana “SAVULUN ŞÜKRÜ HOCA GELİYOR” diye yaz dediğinde. Aklıma çocukken izlediğim Cüneyt Arkın filmleri geldi “SAVULUN BATTAL GAZİ GELİYOR”

31 Mart 08
   
    


     

Yorumlar (0 gönderildi):

Yorum yaz comment

Yorumlarınızı aktarırken kişi hak ve özgürlüklerine saygılı olmanın yanısıra, nitelikli görüş ve eleştirilerinizle katkı sunmanızı bekliyoruz. Katkısı olmayan, ilgisiz ve  eleştiri sınırlarını zorlayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Güvenlik Kodu:

  • email İlet
  • print Yazıcı versiyonu
  • Plain text Düz Metin