Beşikçi İle Kürdistan’nın Birlikte Yargılanması Ve Ulusal-Demokratik Cephenin İlk Adımı!
PKK, Kürdlerin devletleşmesi hakkına çok net olarak karşı dururken aynı zamanda bilime, insanlığa ve doğal olana da karşı duruyor. Böyle bir anlayışa insani bir anlam yüklemek insanlığa ve değerlere hakarettir. PKK’nin duruşu ile Beşikçi’yi yargılayan anlayış arasında hiçbir fark yoktur. Bir fark yaratmak için çırpınmak, somut gerçekliği görmemekte ısrar etmek ve kendisiyle birlikte kitleleri de kandırmaktır. Herkes olması gereken yerdedir ve bilinmeyen, görülmeyen bir şey kalmamış artık. Bu nedenle herkesin bulunduğu yeri açıkça söylemek insan olmanın, dürüst olmanın ve cesur olmanın zorunlu sonucudur.
Beşikçi Ve Kürdistan Birlikte Yargılandı!
İsmail Beşikçi’nin, İstanbul 11. Ağır ceza mahkemesindeki (28.07. 2010 tarihinde) duruşması birçok açıdan önemliydi.
Beşikçinin yargılanma nedeni, "Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ve Kürtler" başlıklı yazısıydı. Bu gerekçe, Kürtlerin devletleşme isteğinin sisteme göre “suç” işlemek anlamına geldiğini söylüyor.
Beşikçi’nin ısrarla "Kürdlerin devletleşmesi gerektiğini" söylemesi her ne kadar politik bir söylem olarak algılansa da, yalan, yanlış ve çıkara dayalı reel politikadan tamamıyla farklı hatta karşıt bir politikadır bu. Beşikçi’nin bu politik söylemi, bilimin verilerine dayanan, toplumsal devinimin doğal sonucu ve olması gerekenin dışa vurumudur; bilimsel bir durum tespitidir özünde.
Bu açıdan bakıldığında, Beşikçinin yargılanması ile Kürdlerin devletleşme isteğinin birlikte yargılanmış olması aynı zamanda bilimin, insani olanın, gerçekliğin ve doğal olanın da yargılanmasıdır.
Bu yargılama, Kemalist sistemin niteliğini de gözler önüne seriyor. Bu nitelik, doğal, bilimsel, insani olana karşıt/düşman bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle, Kürdlerin devletleşmesine karşı olmak ile bilime, insanlığa, doğal işleyişe karşı olmak bir ve aynı şeydir.
Kürdlerin Devletleşmesine Kimler Karşı Çıkıyor?
Kemalist ırkçılar, nasyonal sosyalistler, Türk-İslamcılar, devlete kutsallık atfedenler, Cumhuriyetin kuruluşuna “antiemperyalist” bir anlam yükleyenler, çete devletinden beslenen çeteler ve envai türdeki ırkçı/milliyetçi kesimler görünüşte farklı, özünde ise aynı gerekçelerle Kürdlerin devletleşmesine karşı çıkıyorlar. Bu cephede yer alanların düşünsel kaynakları ve toplumsal konumları dikkate alındığında bir çelişkiye, bir paradoksla karşılaşmıyoruz.
Kürdler adına hareket eden, Kürdleri özgürleştireceğini (!) iddia eden ve bu nedenle kitle desteğini alan bir partinin bu cephede yer alması ise, mutlaka aşılması gereken bir paradoksla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Öcalan’ın her fırsatta devletleşmeye karşı kin kusması, bu doğal ve bilimsel talebi dillendirenleri hedef yapması/ilkellikle suçlaması, Kürdlerin devletleşmesini “Tarihin Sonu” olarak ilan etmesi yetmiyormuş gibi, Hasip Kaplan gibi piyonların son sözü söyleyerek “Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün tartışılamayacağını" ilan etmesi, PKK’nin konumu ve misyonunu tartışma gerektirmeyecek kadar açık bir şekilde ortaya koymuştur.
PKK, Kürdlerin devletleşmesi hakkına çok net olarak karşı dururken; aynı zamanda bilime, insanlığa ve doğal olana da karşı duruyor. Böyle bir anlayışa insani bir anlam yüklemek insanlığa ve değerlere hakarettir. PKK’nin duruşu ile Beşikçi’yi yargılayan anlayış arasında hiçbir fark yoktur. Bir fark yaratmak için çırpınmak, somut gerçekliği görmemekte ısrar etmek ve kendisiyle birlikte kitleleri de kandırmaktır. Herkes olması gereken yerdedir ve bilinmeyen, görülmeyen bir şey kalmamış artık. Bu nedenle herkesin bulunduğu yeri açıkça söylemek insan olmanın, dürüst olmanın ve cesur olmanın zorunlu sonucudur.
Yargılamanın Sağladığı Ortak Cephe
Beşikçi’yi yargılayanlar, Ulusal Sorun'a duyarlı Kürdleri ortak bir cephede buluşturmanın zeminini hazırladıklarını göremeyecek kadar kördürler. Hem kurumsal düzeyde, hem de bireysel olarak hemen hemen bütün duyarlı Kürdlerden temsilciler duruşmada hazır bulunarak Beşikçi ile dayanışma içinde olduklarını gösterdiler. Beşikçi ile dayanışma, aynı zamanda ‘Kürdlerin devletleşme hakkı’ noktasında gösterilen duyarlılığın da göstergesiydi.
PKK dışında kalan ve Ulusal-Demokratik mücadelenin gerekliliğine/haklılığına inanan bütün Kürdlerin ortak bir refleksle/düşünceyle Beşikçi’ye sahip çıkması "Ulusal-Demokratik Cephe"nin gerekliliğine ve olabilirliğine de işaret ediyor. Duruşmaya katılanların samimiyeti, içtenliği, duyarlılığı ve heyecanı bu birliğin kısa sürede hayata geçirilebileceğine dair umut verdi. Bu umudu gerçekleştirmek için hepimize sorumluluk düşmektedir.
PKK, Beşikçi ve Kürdlerin devletleşmesi konusunda Bütün duyarlı Kürdlere rağmen Kemalist/devletçi cephede yerini aldı. Aynı şekilde yapılacak referandumda da yine bütün Kürdlerin aksine Kemalist/ırkçı cephede yerini aldı. Son günlerde yaptığı eylemler de Genelkurmayın direktiflerinden bağımsız değildir ve sadece Kemalist Sisteme hizmet etmektedir. Artık PKK’yi açıkça mahkum etme ve gerçek niteliğini halka anlatmak zorundayız. Yoksa, PKK’nin tahribatları devam edecektir…
Özgür Bireyler Topluluğu olarak, Beşikçi ile dayanışma içinde olduklarını gösteren bütün Kürdistanlı oluşum ve bireyleri kutlarken, bu dayanışmanın, duyarlılığın Ulusal-Demokratik bir cephenin hayata geçirilmesi için de gösterilmesini umuyoruz.
Ulusal- Demokratik cephe için ilk ciddi adım "Beşikçi ile dayanışma" idi; PKK dışında kalan bütün Kürdlerin şu veya bu şekilde "Evet" diyeceği 12 Eylül referandumu da ikinci önemli adım olacaktır. Bu adımların daha hızlı, daha cesur atılması Ulusal-Demokratik bir cephe umudunu mutlaka gerçeğe dönüştürecektir. Bunun için duyarlı her kesime tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Herkesi bu sorumluluğu yerine getirmeye davet ediyoruz….
ÖZGÜR BİREYLER TOPLULUĞU
(NASNAME)



Yorumlar (3 gönderildi):
Beyninize, elinize sağlık.
İyiki Nasname ve değerli yayın Kurulu var.
Yazının başında koyu siyahla yazılan yazı karışık olmuş. Amaçlanan anlam ve mesajı vermemektedir.
Lütfen açık ve net mesaj verecek biçimde düzeltir misiniz.
Sağlık ve başarı dileklerimle.
Sözkonusu ettiğiniz "Ulusal Demokratik Cephe" çağrısı çok yerinde bir çağrıdır; fakat kurd halkı, siyasi örgüt ve kadroları böyle bir cephe için çok geç kalmıştır.
Kurdistan sorunu gibi bir sorun, ancak en geniş şekilde Kurdleri temisil edebilecek bir halk veya demokratik cephe ile başarıya ulaşır. Kurdistan sorunu sadece bır demokrasi sorunu değil, ama demokrasinin de yardımcı olabileceği, bir ulus ve ülke sorunudur; hemde dört parçaya bölünmüş ve bu parçaların mutlaka birleşmeleri kaçınılmaz olan bir sorundur. Biz bu aşamada bir ulusal birliğe sahip olmadığımızdan ve sağlıklı bir dış desteğe sahip olmadığımızdan, ulusal kurtuluşumuzu ve ülkemizin birliğini çok yönlü politika ve mücadele biçimleriyle zamana yaymak zorundayız.
Kurd ulusunun tüm sınıf ve tabakalarını biraraya getirecek cephe örgütlenmesi bir zorunluluktur. Bunun için ne gerekiyorsa her Kürd üzerine düşeni yapmaya başlamalıdır. Mesela Ulusal Demokratik Cephe şiariyla, acil bir konferans gerçekleşmeli; bu konferansa tüm legal ve ilegal partiler, demokratik örgütler, STK temsilcileri ve tüm Kürd şahsiyetleri katılmalı ve en geniş bir ulusal cepheyle bitmelidir. Ya bir gün mutlaka böyle bir cephe gerçekleşir, ya da Kürd halkı ulusal kurtuluşa veda eder!
Yorum yaz