“Demokratik Özerklik”, Yanılsama Ve Gerçeklik
İnsanlık tarihinin gördüğü en ırkçı, en faşizan içeriğe sahip olan ve Kemalist Sistemin özeti olan “Milli Marş”tan rahatsız olmayan, katliam ve soykırımlardan rengini alan “bayrak”a saygı duyan bir anlayıştan; kim/nasıl ulusal duyarlılıktan söz edebilir?
PKK ve türevlerinin ulusal içerikli hiçbir talebinin olmadığını ısrarla vurguladık. Başta Öcalan olmak üzere, PKK ve yan kurumlarında yönetici/sözcü konumunda olanlar da açıklamalarında; ulusal bir taleplerinin olmadığını ısrarla vurguladılar/vurgulamaya devam ediyorlar.
Buna rağmen PKK dışında kalan bazı politik çevreler de PKK’ye dair söylemlerinde ısrarla “Ulusal Hareket”, “Özgürlük Hareketi” tanımlamalarını kullanmaya devam ediyorlar. Türk Solu’nun; devletçi, Türkçü anlayışının gereği olarak PKK’ye olumlu (!) bir anlam yüklemeye çalışması anlaşılırdır. Anlaşılır olmayan ise, Kürdlüklerinden/Yurtseverliklerinden/Demokratlıklarından kuşku duymadığımız bazı çevrelerin de, PKK’ye ısrarla ulusal bir misyon yüklemeye çalışmasıdır. Bunu açıkça dillendirmeseler de, PKK’nin “birlik” çağrılarına balıklama atlamaları bunun açık göstergesidir.
PKK’nin en son ve en radikal (!) istemi olan “Demokratik Özerklik” projesinin içeriğine bakanlar, tüm zorlamalara rağmen ulusal içerikte bir talebe rastlayamazlar. Sadece “varmış gibi” süslü laflar olsa da, çok temel konulardaki “hassasiyetleri” belirleyici oluyor ve “varmış gibi” gösterilen ulusal talepleri bu “hassasiyet” ortadan kaldırıyor.
Kendi yayın organlarında yayınlanan ve kendilerinin dillendirdiği “Demokratik Özerklik”in ne olduğunu ve neyi içer(me)diğini birlikte görelim:
“BDP, 'Demokratik Özerklik' projesini oylamaya sunacak'
Hükümetin hazırladığı ve 12 Eylül'de referanduma götürülecek olan anayasa değişikliği paketini 'boykot' kararı alan BDP, kendi hazırladığı anayasa değişikliği paketini oylamaya sunacak. 'Demokratik Özerklik' projesinin yer aldığı pakette maliye, dışişleri, savunma ve adalet konularının dışındaki hizmetlerin yerel yönetimlere ve bölge meclislerine bırakılması isteniyor. Ayrıca Kürtçe eğitim, 'vicdani ret' hakkı gibi öneriler de yer aldı.
Bugünden itibaren referandum çalışmalarına başlayacak olan BDP, aldığı boykot kararının gerekçelerine ilişkin 20 sayfalık bir broşür hazırladı. Broşürde, BDP'nin boykot kararının gerekçeleri, Anayasa değişikliği paketinin görüşüldüğü dönemde BDP'nin tavrı ile AKP'nin yaklaşımları ve BDP'nin istediği değişikliklere ilişkin bilgilere yer verildi. Özet bir anayasa taslağı ve gerekçeleri içeren broşür, boykot çalışmaları boyunca temel bir kaynak işlevini görecek.
'Paket AKP'nin çıkar ve ihtiyaçlarına göre yapıldı'
'AKP'nin yamasına karşı demokratik bir anayasa, CHP-MHP'nin statükosuna karşı gerçek değişim için boykot'
sloganı ile hazırlanan broşürde, başlıklar halinde konulara yer verildi. Toplumdaki yeni anayasa talebi ve 12 Eylül yasasına karşı duyulan tepkiye yer verilen broşürde, hükümetçe hazırlanan paketin AKP'nin 'çıkar ve hedeflerine' göre yargısal engelleri aşmaya yönelik hazırlandığı ifade edildi. Paket hazırlanırken toplumsal kesimlerin taleplerinin dikkate alınmadığı, anayasadaki tekçi zihniyetin korunduğu, farklılıkların halen yok sayıldığı, düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin herhangi bir adımın atılmadığı belirtildi. HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısına ilişkin düzenlemelerin demokratikleşme değil, AKP'nin yargısal kadrolarının önünü açmak amacıyla yapıldığına vurgu yapılan broşürde, düzenlemelerle 'Deniz Gezmiş'i asan, DEP'lileri mahkum eden, katliamları aklayan, Diyarbakır Cezaevi vahşetine seyirci kalan, belediye başkanlarını kelepçeleyerek cezaevine gönderen...' yargı sisteminin özüne dokunulmadığı anlatılıyor. Broşürde, bin 650 Kürt siyasetçisinin tutuklanmasına da işaret edilerek Ağır Ceza Mahkemelerinin DGM'lerin işlevini sürdürdüğü belirtildi.
'AKP darbeye karşı oluşan iradeye savaş açtı'
Parti kapatmalara ilişkin hazırlanan ve daha sonra paketten düşen maddenin de bir aldatmaca olduğu belirtilen broşürde, maddenin kabul edilmemesinden dolayı da AKP suçlanarak, 'Bu maddeyi de diğerleri gibi kabul etme gücüne sahip olan AKP, kendi içindeki bölünmeleri önlemek için bu maddeyi feda etmekten çekinmemiştir. Kaldı ki madde kabul edilseydi bile BDP'ye kapatma davası açılması, AKP-CHP-MHP'nin insafına bırakılmış olacaktı' görüşüne yer verildi. Paketle AKP'nin darbecilerle değil, darbecilerle hesaplaşmak için oluşan iradeyi hedef aldığı belirtilen broşürde, darbecilerin yargılanmasını engelleyen zaman aşımı maddesinin korunduğu hatırlatılarak, yapılanların üstünün örtülmek istendiği belirtildi. Hükümetin 27 Nisan muhtırasını hazırlayanlarla uzlaştığı ve kendilerine 1 milyon dolarlık araç hediye edildiğinin vurgulandığı broşürde, 'Uygulamalar da göstermektedir ki, AKP darbecilere değil, tam tersine darbelerin hedefindeki toplumsal muhalefete karşı savaş açmıştır' denildi.
'AKP, BDP'yi yok sayıp CHP ve MHP ile uzlaşma aradı'
BDP'nin anayasa değişiklikleri görüşmelerindeki tutumuna ve AKP'ye sunulan pakete vurgu yapılan broşürde, BDP'nin hiçbir önerisinin dikkate alınmadığı hatırlatıldı. Anadilde eğitim, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, memurlara grev ve toplu iş sözleşmesi hakkının tanınması gibi BDP önerilerinin AKP tarafından dikkate alınmadığı ve AKP'nin Kürtlerin önerilerini yok saydığının belirtildiği broşürde, BDP'nin önerdiği, 'TMK kaldırılsın, tutuklu siyasetçiler serbest bırakılsın, yüzde 10 barajı düşürülsün' gibi önerilerinin de dikkate alınmadığı kaydedildi. Broşürde, AKP'nin BDP'yi bir yandan 'CHP ve MHP ile ortak hareket etmekle' suçlarken, bir taraftan da CHP ve MHP ile uzlaşma aradığı belirtildi.
'Bu paketi desteklemek kendimizi inkar anlamına gelir'
Bütün bu yapılanlardan dolayı, AKP taslağının desteklenmesinin BDP'nin kendisini inkar etme anlamına geleceği kaydedilen broşürde, '12 Eylül'ün inkarcı-asimilasyoncu anayasasını yeniden yapmaya yanaşmayan, Kürt siyasetçiler ve toplumsal muhalefet üzerindeki tutuklama operasyonlarını durdurmayan, Kürt sorununun çözümü konusunda diyaloga yanaşmayan, bunun yerine tasfiye politikasına hız veren, TMK mağduru çocukların serbest bırakılması için kılını kıpırdatmayan, bu alandaki yasal düzenlemelere yanaşmayan AKP zihniyeti karşısında bu teklifi desteklememiz kendimizi inkâr anlamına geleceğinden, boykot tavrımızı her iki turda kararlı bir biçimde sürdürdük, ilkeli, demokratik bir duruş ortaya koyduk' denildi.
'Anadil Türkçe, ama herkes kendi dillini kullanacak'
Broşürde, 'Ne kadar boykot o kadar özgürlük' sloganıyla boykot gerekçelerine son verilirken, BDP'nin anayasa değişikliği önerilerine de yer verildi. Buna göre; BDP anayasanın başlangıç kısmına 'herkesin eşit olduğu' tanımı yazılmasıyla başlayarak, vatandaşların meşru müdafaa dışında savaş ve çatışmayı reddettikleri hükmüne yer verilmesi isteniyor. Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilk 3 maddesinde değişiklik yapılması istenen taslağın birinci maddesinde, 'Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, özgürlük ve adalet değerleri üzerine kurulu, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir' denilirken, milli marş, başkent ve bayrak olduğu gibi korunuyor. 3. Madde de ise devletin resmi dilinin Türkçe olduğu belirtildikten sonra, 'Herkes, kamusal ve özel işlemlerde resmi dilin yanı sıra kendi anadillerini kullanma hakkına sahiptir' hükmü getiriliyor.
'Demokratik Özerklik anayasaya alınsın' önerisi
BDP'nin anayasa değişikliği konusundaki en dikkat çekici önerisi ise 'Demokratik Özerklik' projesi. Buna göre, BDP anayasaya bir madde şeklinde eklenmesini istediği özerklik önerisinde, 'Merkezi yönetimin görev ve sorumluluğunda olan dış işleri, maliye, savunma ve adalet hizmetleri dışındaki hizmetler, bölge meclisleri eliyle yürütülür. Bu görevleri yürütmekle yetkili ve görevli bölge yürütme kurulları, bölge meclisi içinden seçilir. Bölge meclisleri ve bölge yürütme kurullarının yetkileri, görevleri, teşkili ve çalışma usulleri yasayla belirlenir' görüşüne yer verildi. 'Yerel yönetim birimleri coğrafya durumuna, ekonomik koşullara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre yasa ile oluşturulurlar' denilen öneride, bölge yönetimlerinin ülke bütünlüğüne saygılı davranmak koşuluyla kendi bölgelerini ilerletme ve geliştirme amacıyla çalışabilecekleri belirtiliyor.
'Kürtçe eğitimin önünü açın'
BDP'nin diğer önerilerinde 'Kürtçe eğitim'in önü açılırken, vatandaşlık tanımının, 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı' şeklinde değiştirilmesi öngörülüyor. Yine siyasal yaşamda cinsiyet eşitliği, siyasi partilerin kapatılması ve dokunulmazlıklar konusunda yeni düzenlemeler getiriyor. BDP'nin anayasa taslağında dikkat çeken yeni önerilerinden biri de, 'Vicdani ret' hakkı oldu. Taslakta, 'Vicdani ret' hakkının kanunla düzenleneceği hükmüne yer veriliyor. BDP 'Din ve Vicdan Özgürlüğü' önerisiyle de başörtülülere özgürlüğün önünü açarken, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını istiyor. Emeklilere sendika hakkı, memurlara grev ve toplu iş sözleşmesi, askeri yargının denetime açılması gibi bazı konularda daha önce önerilen konular da anayasa taslağında yer aldı. Taslakta memurlara siyaset yasağının korunması ise dikkat çekti.
ANKARA - DİHA 19 Temmuz 2010”
Yukarıda açıklanan “Demokratik Özerklik” projesini şayet bir sistem partisi dillendirmiş olsaydı anlamlı olurdu ve gerçekten bazı demokratik adımlar içerdiği rahatlıkla söylenebilirdi. Ama Kürdler adına hareket eden ve Kürdlük potansiyelini kullanarak bir güç haline gelen bir partinin, ödenen bunca bedele rağmen bu talepleri “kurtuluş“ gibi sunması tam bir aldatmacadır ve ulusal hiçbir talebe karşılık gelmemektedir.
Örneğin;
Birinci paragrafta yer alan “'Demokratik Özerklik' projesinin yer aldığı pakette maliye, dışişleri, savunma ve adalet konularının dışındaki hizmetlerin yerel yönetimlere ve bölge meclislerine bırakılması isteniyor.” Bu cümle, Ekonomik (Maliye), Politik(Dış işleri), Askeri(Savunma) ve hukuk’ta(Adalet) T.C.’ye bağımlılığın devamına onay veriliyor. Geriye, okullarda biraz Kürdçe ders, Sağlıkla ilgili bazı yetkiler ve bol bol İhaleler kalıyor. Bu dört alanda bağımlılığa onay veren bir anlayışta kim ve nasıl ulusal bir talepten söz edebilir?
Yine, “Anadil Türkçe, ama herkes kendi dillini kullanacak” alt başlığıyla verilen paragrafta geçen; Milli marş, başkent ve bayrak olduğu gibi korunuyor. Denilmektedir.
İnsanlık tarihinin gördüğü en ırkçı, en faşizan içeriğe sahip olan ve Kemalist Sistemin özeti olan “Milli Marş”tan rahatsız olmayan, katliam ve soykırımlardan rengini alan “bayrak”a saygı duyan bir anlayıştan; kim/nasıl ulusal duyarlılıktan söz edebilir?
Yukarıdaki metinde yer alan taleplerin bir kısmı, ortalama bir Liberalin, burjuva demokrasisini savunan bir partinin veya değişen dünyaya uyum sağlamak gerektiğine inan her hangi bir devletçinin de rahatlıkla dillendirdiği/dillendirebileceği taleplerdir. Geriye kalan ve bilgi kirliliği yaratmak temelinde iddia edilenler; (yargının AKP denetimine geçtiği v.s) Kemalistlerden, Ergenekonculardan ve Statükoculardan sıkça duyduğumuz “AKP korku imparatorluğu koruyor” anlayışını dışa vuruyor.
Kimse ne kendini ne de Kürdistan halkını kandırmasın!
Yaşanan/yaşatılan toplumsal yanılsamaya son vermek, gerçeği görmekle olanaklıdır.
PKK, Devlet’e/Kemalizm’e hizmet eden bir partidir ve bu artık aşikârdır.
“Tabanın Yurtseverliği”ne sığınarak bu gerçeği görmek istemeyenler; gelecekte, Kürdlük adına Kürdlerin ulusal dinamiklerini dinamitleyen PKK’nin “ömrünü uzatmak, politikalarına hizmet etmek” gibi bir etiketle hatırlanmaktan kurtulamayacaklar.
Özgür Bireyler Topluluğu
(NASNAME)



Yorumlar (7 gönderildi):
Özellikle saldırganlaşmalarının temelinde deşifre edilen kirli ilişkilerin verdiği tedirginlik yatıyor. Bunu örtmek için tekrar Kürd ulusal değerlerine sarılma gereği duydular. Bu tavırları sahtedir, samimi değildir.Sadece kamuflaj amaçlı kullanıyorlar.Saygılarımla
sormak gerekir...? siz neyi istiyorsunuz ? yada istediğinizi yapıyormusunuz ?
Ekonomik (Maliye), Politik(Dış işleri), Askeri(Savunma) ve hukuk’ta(Adalet) gibi bizi t.c.ye dahada bagımlı hale getirecek. trt şeş le kıyaslandıgında daha fazlasının olmadıgı. sacma sapan özerklik yasasının kurdlere hic bir faydası olmaz
KÜRDÇE KONUŞMAK KÜRD SORUNUNU CÖZMEZ.
ki bu sorun bu tur ele avuca sıgmaz
bi bin sene daha oyalama oynundan başka bişi olmayan akp.nin cılız adımları ve ona benzer bdp.nin özerklik yasasıyla olacak bi iş degildir
daha gercekci olunmalı bu halkın devlet olma hakkı görülmeli goz onunde bulundurmalıdır. eger şidetsiz catışmasız bi ortam saglanırsa ve butun kurd ve kurd kurumları bi araya gelir TBMM.de guclu bir halk iradesi sergilenirse. bu sorunun daha cabuk daha aktif cozulme imkanının olacagını sanıyorum
bu tur özerklik daha cok bagımlılık. yasalarıyla kurd sorun cozülemez
kendi yalanına kim inanır
saygılar
Ada karekteri siyasi talep ve stratejisile kürtlerin önderliğini hak etmiyor.Apoyu adres gösteren iradesizler kürt davasını maliküle edip statukucuların stratejisiolan kaos ve çözümsüzlüğü dayatmaktır.KÜRT halkının isteğı bu sorunun çözümü müdür yoksa öcalanın muhataplığımıdır bdp ye sormak lazım.Daha önce aponun ve mürütlerinin açıklamalarına baktığımız zaman özerklik otonomuyu savunanlar ihanetçiydiler,Herkesi ihanetle suçlarlar ,ama özeleştiri anlayışları hiç yok. neden şimdi demokratık özerkliği gündeme getirdiler,çünkü chp mhp kemalistlerle statukucularla aynı fotğraftalar bunu kamufle etmek için referandumda boykot kararı aldılar kürt halkına ve kendi tabanlarına rağmen bu karardan dolayı sıkıntıya düştüler,meydanlarda halka izah edecekleri bir şey yoktu demokratik özerklik şiariyla meydanlar halka hitap etme zeminini yaratılarda halkımız bu U dönüşlerini görüyor alternatiflerini göremiyor.kürt halkı üzerindeki oyunların nasıl oynandığını gören kürt siyasetçi ve aydınları bir alternatif yaratarak artık bu gidişe dur demeliler.
Bu konuda Gulay Gokturk'un yazisini tavsiye ederim (http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/112944-kurdistan-ozerk-bolgesi-ilan-edilmis-haberiniz-var-mi-gulay-gokturk-makalesi.aspx).
Ozellikle de a$agida alintiladigim kesitini:
Açık koyalım: Bu plan ortak bir plandır. Köşeye sıkışmış iki gücün; PKK'nın ve derin devletin etraflarındaki kuşatmayı yarmak için planladıkları bir intihar harekâtıdır.
Öcalan ya da Karayılan gibi kazanma umudunu hepten tüketmişlerin böyle bir "intihar" harekâtına girişmeleri anlaşılabilir bir şey...
Ama ya Ahmet Türk gibi, Tuğluk gibi sağduyulu bildiğimiz kişilere ne demeli?
"Özerk Kürdistan"ın ilan edildiği Demokratik Toplum Kongresi'nin başkanlığını bu ikili yapmıyor muydu?
Yoksa onlar da mı cinnet getiriyor?
Yorum yaz